YAZARA MAİL GÖNDER Bir damar problemi

YAZARLAR

Galiba 12 Mart'ın aslında 9 Mart'ta darbe tasarlayanlara yapılmış bir darbe olduğunu, işin hükümetle pek ilişkisi bulunmadığını, Demirel'e muhtıranın zevahiri kurtarmak kabilinden verildiğini ilk söyleyenlerdenim. Şimdi bakıyorum 12 Mart belgesellerinde sürekli bu noktanın altı çiziliyor, memnun oluyorum.
12 Mart konusunda doğru budur.
9 Martçılar antidemokratik bir model kurmuştu; o gün darbeyle iş başına geleceklerdi.
Olmadı, dönemin G.K. Başkanı ve K.K.K zaten tedirgindi.
Kilit adam H.K.K ve 9 Martçılarla birlikte hareket eden Muhsin Batur'du, o da 9 Mart'çıları "satınca", durumu kurtarmak; dönemin çirkin tabiriyle, generaller "altlarını tutabilmek" için hükümete muhtıra verdi. Bunlar artık açıklık kazandı. Beni ilgilendirmiyor. Başka üç nokta var baştan beri zihnime çakılmış, onların üstünde durayım.
Bir, 9 Mart kendiliğinden olmadı. 1960 darbesinden sonra demokrasiye geçişi hazmedemeyen, 27 Mayıs'ı yeterli bulmayan, darbenin sürekli ve kalıcı olmasını isteyen bir grup, "hiyerarşi dışı" darbe teşebbüslerinde bulundu. Saf ve megaloman Talat Aydemir, o kanadın kerameti kendinden menkul lideriydi, İnönü onu ekarte etti.
Ama bu damar işledi ve işte yarı hiyerarşi içi yarı hiyerarşi dışı bir teşebbüs olan 9 Mart'a gelindi. Atıl kaldı. Ama sular durulmadı.
Burada duralım ve üçüncüye geçmeden önce ikinci hususa değinelim: 9 Mart sol bir girişimdi de 12 Mart faşist bir darbeye mi dönüştü? Böyle düşünenler var ama bu boş bir iddia. Yalan değil, 9 Martçıların arasında sol temayüllüler vardı. Ayrıca dönem sol düşünceyle içli dışlıydı. Doğan Avcıoğlu fırtınalar estiriyor, komutanlar Avcıoğlu'nun kitabı "Türkiye'nin Düzeni'ni okumayan subayı eksik sayarım" diyordu.
Diyordu ama bu sol, sol muydu, soru bu. Cevap da hayır! O sol denen çıkış evvela militer, sonra bürokratik, nihayet antidemokratikti.
İdeolojisi de Kemalizmdi.
Bu sol, yayınlanacak bir kitabıma verdiğim adla, "Türkiye'nin Yanlış Solu" idi. Gene bu yanlış sol, önce Baas'tan, sonra da tüm bürokratik sol uygulamalardan etkilenmişti.
Yani yanlışın yanlışı bir soldu, eğer solsa, buna faşizan sol diyelim...
Şimdi üçüncü konuya gelelim: 12 Eylül, 9 Mart'ın devamıdır. İki iki dört! Ama bir ayrıntıyla, 12 Eylül, 9 Mart'ın içinde az çok bulunan sol eğilimi de kesip, koparıp atmıştı.
Dolayısıyla da doğrudan doğruya faşizan bir uygulama olarak sivrildi.
Şimdi, söylesinler bakalım, 12 Eylül'ün, 9 Mart'ın önerdiği hangi uygulamayı eksik bıraktığını... Parlamentoyu mu kapatmadı, partileri mi kapatmadı, konseyler, danışma meclisleri mi kurmadı, her şeyi a'dan z'ye kadar kendi denetimine mi almadı, yeni anayasa mı hazırlamadı? Hatta 9 Martçıların Kemalizmi bakımından neyi eksik bıraktığını da bilmek isteriz: 1930'lara dönmek istemesini mi, canlandırmaya çalıştığı ve Özal tarafından devralınan korporatizmini mi, Atatürk'ü fetişleştirmesini mi?

***

Hikâye burada bitmez. 9 Mart zihniyeti sürdü. 28 Şubat'a geldi, 27 Nisan'a geldi, Cumhuriyet Mitinglerine geldi. 1990'ların, fetişleştirilmiş Kemalizmine geldi, ulusalcılığa geldi. Dip dalgası "hareketi"ne, "parola vatan işareti namus" sloganlarına geldi, yeniden hatırlanan "millet-i müsellaha" kavramına, "ordu millet" kavramına geldi. Ama bu da kendine göre biraz daha "akıllanmış" bir hamleydi, eğer akıllanmaksa.
Bu defa parlamentoyu kapatmayıp, onu kendi içinde boğmayı öngörmüştü. 28 Şubat dedim ama öncesi de var, 1993 örtülü darbe girişimi. 2007 dedim ama öncesi de var 2002 sonrasındakiler, Gölcük toplantıları, tutulan günlükler.
Onlar da gene 9 Mart'ın uzantısıydı.
Hele hele o 9 Mart hareketine katılan "aydınlar"ın bu defa ulusalcı-Kemalist olması ve bu kanatta yer alması yok mu?..
Siz, şimdi, bu damar kireçlendi, tıkandı ve işlevini yitirdi mi diyorsunuz?..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.