YAZARA MAİL GÖNDER 'Ölüm adın kalleş olsun...'

YAZARLAR

Nâzım Hikmet, ne hikmetse, 'Ölüme Dair' şiirinde, 'Bir eski Acem şairi :/ 'Ölüm âdildir' - diyor,- / 'aynı haşmetle vurur şahı fakiri' derken bu görüşe inanmıyordu. Şiirin genel havasından bu görüşü kabullenmediği anlaşılıyor. Zaten bu sözleri de odasına dolan bazı ölülerle konuşurken söylemektedir.
Nitekim bir başka yerinde şiirin, 'muharrir Ahmet Cemil'e: 'Şişeyi bırakın Ahmet Cemil. /Boşuna hiddet ediyorsunuz. / Biliyorum, / ölümün âdil olması için / hayatın âdil olması lâzım, diyorsunuz...' dedirtecektir. Gene de Nâzım Hikmet'in ölüm konusundaki görüşleri ikirciklidir. Bir başka ve çok güzel şiirinde, 'Bir akşamüstü/ oturup/ hapishane kapısında/ rubailer okuduk Gazalî'den' diye başlayan şiirinde, Gazali'nin bir şiirinden alıntılar yaptıktan sonra onun ölüm konusundaki görüşlerine karşı büyümsenir ve kendisi gibi olduğunu sandığı, düşünmesini istediği karısına 'Piraye Pirayende'sine 'Sen sadece merhamet duyacaksın/ 'ölümün karşısında onun/ ümitsiz yalnızlığı/ ve muhteşem korkusuna...' der. Bir materyalist olarak Nâzım Hikmet ölüm karşısında yalnızlık, ümitsizlik ve korku duymaz.
Ama bu neyi değiştirir? Ölüm onun da kafasını kurcalamakta, onu da mutsuz etmektedir. Nitekim 1970'lerin o berbat ölüm yılları içinde Enver Gökçe çıkıp ölümle ilgili en doğru lafı etti, 'ölüm adın kalleş olsun' dedi. Ben öyle biliyorum, bu söz Gökçe'ye aittir sanıyorum.

***

Önceki gün Berkin Elvan'ın ardından yürüyen yüz binlerce insanı gördüğüm zaman değil, Elvan'ın 16 kiloya düşmüş ve çocukluktan bebekliğe inmiş koma bedeninin bu dünyadan ayrıldığı haberini duyduğumda, hayır Nâzım Hikmet'in ölümle boğuşan, materyalizmle mistisizm arasında çalkalanan zihnini düşünmedim, Gökçe'nin yalın kılıç mısraı, bir tren katarı gibi gürültülerle içimden geçiyordu.
Ben 1970'lerden geldim. Ölümün ne olduğunu galiba çok insandan daha iyi bilirim. 1975-80 arasında bu ülkede 5 bin genç öldürüldü. Kimin kimi öldürdüğünü çok iyi biliyorum. Ama ölüm ölümdür, ölen ölmüştür ve her ölüm yıkımdır. Hamamlarda boğulanlar, hapishane avlusunda dövülerek öldürülenler, pusularda kahpece kurşunlananlar oldu. Büyük kitlesel katliamlar yaşandı bu ülkede. Şehrin kapıları kapatıldı ve Maraş'ta, Çorum'da, Gazi mahallesinde insanlar katledildi. Hayata Dönüş Operasyonunda insanlar öldürüldü. Madımak Otelinde insanlar yakıldı.
Ve hepsinden daha önemlisi nedir biliyor musunuz, her defasında, devlet bu şiddeti yaşatanları affetti, onları kahraman ilan etti. Çünkü o şiddeti kendisi gerçekleştiriyordu. Affettiği kendisiydi.
Devlet dünyanın her yerinde şiddet demektir. Devletin bir tanımı odur: meşru şiddet kullanma hakkına sahip yönetim. Ama Türkiye'de söz konusu olan devlet şiddeti değil. Yanılmayalım. Türkiye'de şiddet devleti esastır. Bu devlet yakar, yıkar, boğar, öldürür; başbakanından 24 yaşındaki, 18 yaşını doldurmamış gencine kadar herkesi gözünü kırpmadan asar. Bu devletin tarihi şiddetinin tarihidir. Hem de kaç türlüsünün... Bırakın insanları boğup, yakıp, öldürmesini, onları gazla, copla, toma'larla ezmesini. Bu devlet kaç kere kitap yakmadı mı, bir paragraf yazısından ötürü insanları bir ömür boyu hapse mahkûm etmedi mi, onları anadilinden mahrum bırakmadı mı?
Bugün yaşadıklarımız bütün bu tarihin bir özüdür. Kimse kimseden özür dilemediği için hesap sormaya kalkışmasın. O özür dilemeyenler, o acıma duygusu göstermeyenler, 14 yaşında bir çocuğun ölümünü 'değersiz' bulup, gazetelerinin birinci sayfasından haber yapmayanlar, sonunda bu şiddetin kurbanlarıdır.
Hiçbirimiz henüz Dostoyevski'nin 'hepimiz herkese karşı sorumluyuz' dediği noktaya gelmedik. Hâlâ hiçbirimizin hiçbir şeyden sorumlu olmadığını kanıtlamaya çalışıyoruz.
Hoşumuza gidiyorsa öyle diyelim ama hiç öyle Küçük Prens değildi Berkin. O, bal gibi, hepimizin kefaretini taşıyan, hepimizin karasını yüzümüze çalan, bir aziz olarak aramızdan süzüldü gitti.
Yaşayacak hayatı vardı, izin vermedik, o hayatı elinden aldık. Biz utanalım!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.