Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Galiba ilk seçimi 1965'te idrak ettim. Demirel, Kars'a gelmişti, ben 7-8 yaşımda bir çocuk. Ama bilinçli olarak katıldığım ilk seçim 1973'tedir. Şöyle böyle kırk yıl olmuş. Bunların arasında çok ilginç, çok heyecanlı seçimler gördüm. 1977 öyleydi mesela. Bir ara seçimdi, ama Aralık 1979'da yapılan o seçim bir iktidarı alaşağı etti. 1983 seçimlerini herkes soluk soluğa izlemişti, kalın bir suskunluk ardında da olsa. Ne yalan söyleyeyim, 2002 değil ama 2007 seçimleri de öyleydi. Bir demokratik sınamaya dönmüştü seçim ve herkes bir telaş sandık başındaydı.
2014 seçimi de öyle. Diyebilirim ki, hepsi önemliydi ama hiçbiri bu derecede ilginç değildi. On gün sonra yaşayacağımız bu seçimi heyecanlı kılan dünya kadar faktör var.
Her şeyden önce yerel seçimleri hükümet, bile isteye, bir genel seçim havasına soktu. Başbakan Erdoğan bunu vurguluyor ve seçimin genel seçim olarak değerlendirilmesini istiyor. Bunun bir nedeni var. Erdoğan, karşılaştığı durumu kendisine karşı düzenlenmiş bir darbe olarak nitelendirip, ona karşı tepki verilmesini istiyor.
Mantıklı bir tutum kendi açısından. Türkiye'de halk ne zaman sandık önünden çekilmişse, bir sonraki seçimde bu tutumu cezalandırmıştır. Darbeye karşı olanlara oy vermiştir. Erdoğan da, seçime bu kadar kısa bir süre kala, bu kartı açıyor. Böylelikle de CHP'yi darbe yanlısı parti olarak konumlandırıyor. Yapılan hesaba göre halk darbe yanlılarını cezalandıracak.
CHP de bu taktiği kabul etti. Onun da hesapları vardı. CHP sanıyordu ki, bugün üstünde durulan konular genel meselelerdir ve AK Parti'yi ancak bir genel seçim havası içinde yıpratabilir. Diyelim ki, eğer yolsuzluk konuşuluyorsa, yerel bir icraat veya projeyi söz konusu ederek bu konuyu gündeme getirme olanağı yoktur. Bu da kendi açısından doğru bir taktik. Ne kadar başarılı olacağını göreceğiz. Ama unutulan bir nokta var.

***

AK Parti bu seçimlere icraatçı bir parti olarak giriyor. Geride 12 değil, 20 yıllık bir birikim var. Bu partinin öncül kadroları 1994'te yerel yönetimlere geldiler ve o gün bugündür belediyeleri yönetiyorlar. Şimdi o birikimden hiç söz etmeksizin, hiç o yılların hesabını, olumlu olumsuz, vermeksizin mutlak bir genel seçim rüzgârı estirmenin doğru olamayacağını da görerek AK Parti, hiç değilse afişlerde, pasif kampanyada icraatını ortaya koyuyor.
Şimdi bir yol ayrımına gelindi. Türkiye tüm bunlara bakarak bir karar oluşturacak. O kararı içinde AK Parti'yi bir icraatçı yerel yönetim partisi olarak mı yoksa doğrudan politik bir parti olarak mı gördüğünü oylayacak. Kabul etmek gerekir ki, icraat planında daha güçlü olabilecek bir parti AK Parti. Temel iddiası da bu. Şimdi bu icraatçılığını geriye çekmeyi göze alıyor. Buna mukabil CHP, hiç söz sahibi olmadığı bir alanda, icraat planında, tek bir şey söylemeksizin genel seçim muhakemesiyle aldığı kadar oy alacak.
Gene de sorun bu değil: bana göre büyük kısıtlama bu tür hesaplar yapılırken yerel yönetim kavramının büsbütün görünmez hale gelmesi. Kimsenin umursamadığı bir "şey" yerel yönetimler. Genel seçim havası içinde Türkiye siyaseti, demokrasiyi konuşuyor ama demokrasinin ana kaynağının yerel yönetim olduğu unutuluyor. Türkiye'de seçim- seçmen ilişkisi zaten sorunludur. Şu kadar milletvekili çıkaran İstanbul'da seçmenin vekilini tanıması mümkün değilken, bu doğrudan ilişki ancak yerel düzeyde kurulabilecekken şimdi o da devre dışına çıkarılıyor. Oysa tersi yapılsa, mikro yönetim planında bir tartışma açılsaydı, galiba AK Parti daha şanslı olabilecekti.
Saç önümüze düşecek, az kaldı.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER