YAZARA MAİL GÖNDER Hatırlayın, daha kolay unutursunuz

YAZARLAR

Bugünlerde önemli Batı şehirlerinin herhangi birinde herhangi bir kitapçıya Türkiye'den gidenler, rafların, yeni çıkmış kitapların sergilendiği masaların 1914'te başlayan 1. Dünya Savaşı'nı irdeleyen yapıtlarla dolu olduğunu görerek epey şaşıracaktır. Biz, sanki hiç böyle bir tarih yaşanmamış gibi büyük bir aldırmazlık, kayıtsızlık içinde davranıyoruz ama dışarıda insanlar o tarihin tiftiğini atıyor.
Oysa bu fırsatı çok iyi değerlendirip, o büyük savaşla birlikte ortadan kalkan Osmanlı İmparatorluğunun son dönemini enine boyuna ele alabilirdik. Gerçekten de şaşırtıcı bir tarihtir bu. 1908-18 arası bizim gerçek "gizli tarihimiz"dir. Hâlâ ne olduğunu yeteri kadar bilmediğimiz İttihat ve Terakki'nin elinde, bu on yılda bir imparatorluk tasfiye olmuştur. Bunu hazırlayan koşullar nelerdi sorusu hâlâ ağırlığını koruyor.

***
Mesela Türkçülük ve Ermeni konusunu bu dönemde ele alabilirdik. Türkçülük o dönemin çarpıcı oluşumlarından biriydi. Geç kalmış bir adımdı bu ideolojinin dallanıp budaklanması. 1889'da biçimlenmeye başlayan ve nihayet 1908'de İmparatorluğu ele geçiren çekirdek kadro, bütün büyük unsurların teker teker İmparatorluk bünyesinden ayrıldığını görmüş ve bu "travma" içinde başta her ne kadar "ittihadı-ı anasır" düşüncesini savunmuşsa da, sonunda kendisini de ayrıştırma yoluna gitmişti. Böylece Türklük ya Osmanlı'dan kopacak ya da Osmanlı'nın hâkim unsuru haline gelerek diğer bütün etnisiteleri hâkimiyeti altına alacaktı.
1915 Ermeni katliamı bu düşüncenin ışığında biçimlendi. Soykırımdır, değildir tartışmasına hukuki planda girmenin daha fazla anlamı yok. Yapılanlar, en çok ihtiyaç duyulan vicdan merceğiyle bakıldığında elbette bir tür soykırımdı. Ama oraya takılmak ve öyleydi- değildi diye tartışmak neyi değiştirir? Ben soykırım sözcüğünü kullanmam ve isteniyorsa devletin resmi rakamlarını kabul ederim. Diyelim ki, 1 milyon değil de şu kadar insan öldürülmüş, sürülmüş, zorla Müslümanlaştırılmış olsun. Bu, üstünde durulması gereken, yüzleşilmesi gereken başlı başına ve yeterince ağır bir gerçek değil midir?
***
Ermeni katliamı konusunu onlarca açıdan ele alabiliriz. 2000'lerde dünya hafıza konusunu çok tartıştı. Bir hafızanın nasıl toplumsal boyutlar kazandığı, nasıl bastırıldığı, hatırlama denen mekanizmanın nasıl işlediği bugün çok iyi biliniyor. Toplumsal suçluluk ve gene unutma, yalıtma mekanizmaları didik didik edildi. Tarihsel büyük anlatıların hâkim ideolojiyle ve hâkim yönetici sınıfın söylemiyle nasıl bireysel hafızayı teslim aldığı apaçık ortaya çıkarıldı. Bütün bunlar gelip Ermeni katliamı meselesine dayanıyor ve bunlarla yüzleşmenin nerelere doğru açılacağı besbelli.
23 Nisan "taziye" açıklaması bu bakımlardan önemli. Muhafazakâr, dolayısıyla geleneksel manasında milliyetçi bir toplum paydasına dayanarak siyaset yapan bir iktidarın gene o kitlenin karşısına böyle bir açıklamayla çıkması bu konuda bugüne kadar gelmiş algıyı baştan ayağa değiştirmeyi öngören bir adımdır. Daha da somutlaştırayım: bu hamle sadece Ermeni konusunu çözmek bakımından işlevsel olmakla kalmayacak, Türkiye'de yaşayan sıradan insanın bilinç yapısını, kendisini, devleti ve toplumu kavrayışını da değiştirecektir.
Yeni bir tarih ve gerçek anlayışına intikal ediliyor böylece. Haydi onu da yazayım: Vicocu bir tarih yaklaşımı denebilir mi buna, emin değilim, ama izleri, kökleri orada bulunan ve geçmişi kurcalamadan onu yeniden kurmayı, baştan almayı öngören bir yaklaşım, hiç değilse, umarım bu girişimden doğar.
Bir kere doğru ve dürüst biçimde hatırlarsanız unutmak çok daha kolay olur, unutmayın!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.