Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Her zaman söylerim: Fransa kadar radikal devrim geçiren toplum azdır. Ama, Fransa, devlet yani İmparatorluk geleneğini dikkatle korur.
Biz Balgat'ta betonarme binalara yerleştirirken Dışişleri Bakanlığımızı, Fransa Devlet Başkanını Elysee sarayında oturtur, Dışişleri Bakanlığını da tarihsel yerinde, Quai d'Orsay'de tutar. Bunu İngiltere gibi hanedanlığın sürekliliği içinde değil, Cumhuriyetin "kopuş" mantığı içinde sağlar ki, asıl önemli ve çarpıcı olanı budur.
Biz ne yazık ki bu gerçeği görmezden geldik. Radikal bir devrim yaşadık, Atatürk'ümüz her ne kadar Dolmabahçe sarayında yaşadı ve vefat ettiyse de Osmanlıya ait her izi silmeye çalıştık. Hazindi, yoksullaştırıcıydı ve yanlıştı. Binlerce yılı yok edecek, daha dün kurulmuş bir devletin varlığıyla avunacaktık. Heyecan verici ama yanlış bir yaklaşımdı. Ayrıca, kendini siyaseten "milliyetçimukaddesatçı" diye tanımlayanlar da bu manasız tutumu sürdürdü. Hele 1960 sonrasının kültür fukaralığıyla bütünleşince bu anlayış büsbütün yüz kızartıcı hal aldı.
Neyse ki bilhassa son yedi yılda yaklaşım değişti. Devlet yeniden devlet olduğunu, geçmiş birikimini anımsadı. Henüz her şey tamamlandı demek yanlıştır ama sadece Çankaya Köşkü'nün son zamanlarda Sn Hayrünnisa Gül'ün katkısıyla geçirdiği değişim ve insan içine çıkmasına olanak veren, yüz ağartıcı bir mekâna dönüşmesi, protokol düzeninin makul bir uygarlık düzeyine kavuşturulması bile başlı başına bir iştir, unutulmaz, sürdürülmesi, geliştirilmesi gereken bir çabadır. Bunu son üç Cumhurbaşkanı dönemini görmüş, yaşamış biri olarak gönül ferahlığıyla belirtiyorum.
Cumhuriyet ve Liyakat Nişanları o çabaların en önemlilerinden... Demirel döneminde doğru bir tutumla epey verilen bu nişanlar, o korkunç Sezer döneminde unutulmuştu; Gül döneminde canlandırıldı.
Hayatım boyunca ömrünü kâğıt kalem arasında geçirmiş, hayatını Türkiye'yle ilgili çalışmalara adamış insanlarla içli dışlı oldum. Amerika'daysanız Fransa çalışmak ayrıca prestijli ve gıpta edilen bir şeydir veya Fransa'dayken Danimarka çalışmak. Ama dünyanın neresinde olursanız olun Türkiye çalışmak zor bir iştir. Bir kere başta TC devleti size sahip çıkmaz, çünkü kendisine sahip çıkmaz. Öyle, yapayalnız, "tek ü tenha" uğraşır, didinir durursunuz. Gittim, Rusya'da karanlık, izbe odalarda bu işi yapanları gördüm, İsveç'te de, Cambridge'de de, Hollanda'da da gördüm. Ömürlerinin belli döneminde o insanların nihayet hatırlanmaktan, takdir görmekten başka beklentisi de yoktur, kendi bilimsel tutkularının dışında.

***

Geçen hafta Cumhurbaşkanı Gül bu yılın nişanlarını verdi. Bir kere o nişanların Sevan Bıçakçı'ya tasarlatılması bile başlı başına bir "olay"dır. Olaydır; çünkü büyük bir geleneği temsil ediyor; Osmanlı sarayında da kuyumları büyük Ermeni ustalar yapardı. Şimdi o büyük gelenek anımsanıyor.
Bu yıl bir Cumhuriyet Nişanı ve on dört Liyakat Nişanı tevcih edildi. Aralarında dostlarım ve hukukum da olan, dünyanın her köşesinden Türkologların, Ottomanistlerin, tarihçilerin, eğitimcilerin ödülü almasıyla göğsüm kabardı. Ben de onlar kadar heyecan duydum. Taha Kıvanç dostumuz köşesinde bendenizin kendisine alabilecek başka adlar saydığını yazdı. Doğrudur, Robert Finn, Heath Lowry, Erich Jan Zürcher, Maureen Freely'yi söylemiştim. Kendisi de çok önemli adlar sıralıyor.
Eminim hepsi bir gün bu çok değerli ödülü alacaktır. O zaman biraz daha kendisini tanıyan bir devlete dönüşeceğiz. Çünkü o nişanları biraz da kendimize takıyoruz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER