YAZARA MAİL GÖNDER "Amerikan sargısı"yla Ak Parti mi?...

YAZARLAR

Türk Siyasetinin Yapısal Analizi isimli kitabımın 4. cildini bir gün yazarsam (hele şu 3. cildi bitirip, elimden çıkarayım...) daha ayrıntısını elbette inceler, araştırır şimdi öne sürüldüğü gibi Ak Parti'nin bir 'Amerikan projesi' olarak kurulup kurulmadığını bütün nesnelliğimle yazarım. Şimdilik öyle bir kanaate sahip değilim. Nedenini belirtmeden önce bir saptama daha yapayım. Bu iddiayı öne sürenler ABD bağlantısıyla yetinmiyor. İngiltere ve İsrail de 'Ak Parti projesine dahildir' diyorlar.
Ben Ak Parti'nin kurulduğu günleri de iktidara geldiği günleri de soluk soluğa yaşadım. O günlerde Ak Parti'yi nasıl değerlendirdiğim Radikal gazetesinin arşivlerinde mevcuttur.
O yılları anımsayarak, hayır, bir ABDİsrail- İngiltere projesi değildir, Ak Parti derim. Kendisine ait bir tarih içinden, sosyolojik oluşumları dikkatle izleyerek ve kendisini evrilten çekirdek bir kadronun vizyonuyla oluşmuştur. RP-FP dönemlerini anımsayanlar (MSP dönemini bile geçiyorum) bu oluşumun nasıl şekillendiğini bilecektir. Hele 1999'da Öcalan'ın ortada hiçbir ön gereklilik yokken Türkiye'ye iade edildiği, Fethullah Gülen'in ABD'ye gittiği yılda, Erdoğan'ın hapsedildiği, 'muhtar bile olamaz' diye değerlendirildiği anımsanırsa bu iddia bütün bütüne çürür.
O kadar ki, 2002'de İsmail Cem- Kemal Derviş ve Hüsamettin Özkan'ın kurduğu ve akamete uğrayan hareketi de kendime göre içinden izliyordum. (Cem'le sayısız defa telefon görüşmesi yapmıştım.) O sene DTP'nin başına Mehmet Ali Bayar geçmişti. Yaz aylarındaydık, seçime gidiyordu Türkiye. Yazılarımda Ak Parti'nin iktidara geldiğini defalarca yazdım. DYP- Anap- MHP'nin baraj altında kalacağına dair öngörüm yoktu ama Ak Parti birinci parti olacaktı. Böyle 'ABD projesi' mi olur?..
Bu iddia sonradan ortaya atıldı. Erdoğan'ın ve diğer yetkililerin ABD'ye yaptığı yolculuklar çok söz konusu edildi. Kemalist çevreler bu yaklaşımı çok işledi. Ama sonradan o ziyaretlerinde ABD yetkililerinden randevu almakta bile zorlandıkları ortaya çıktı. Fehmi Koru üstadımız bu konuda dünya kadar yazı yazmıştır.
Beni bunların hiçbiri ele almak istediğim ana mesele kadar ilgilendirmiyor. O mesele şudur: 60'lı yıllardan bu yana siyaseti izlerim ve her dönemde iktidar partisi için 'ABD projesi' iddiası ortaya atılmıştır. Demirel 1964'te AP'nin başına geçti, 'Morrision Süleyman' lakabı verildi ve bir ABD projesi olduğu iddia edildi. Türkiye solu, tarihsel diyeceğim özgüven eksikliği içinde bu kolay açıklamayla meseleyi hemen halletmişti. Keşke her şey bu derecede basit olsaydı. Oysa, elbette ABD Türkiye'de kimin iktidar olacağıyla ilgilidir ve karmaşık mekanizmalar vardır ama o istedi diye, değil Demirel kimse o mevkie demokratik seçimle gelemezdi.
Şimdi İngiltere de işin içine katılınca daha bir gülümsedim. Çünkü Kemal Tahir'den başlayarak gene bir kuşak sol ve bu defa sağ çevre Türkiye'deki Bağımsızlık Savaşının ve Mustafa Kemal'in kendisinin bir İngiltere projesi olduğunu öne sürdü.
ABD 70'lerde darbeler yaptı. İktidarları devirdi. Mesela Allende'yi katletti Şili'de. Ama böyle demokratik şekilde, sosyolojik yapıyla bütünleşmiş bir iktidarı hiçbir yerde tayin edemedi. Edemez de. Türkiye için bunu bu basitlikte söylemek bir hakarettir ülkeye.
Bunlar dünyanın 'monistik' (tekçi) ve 'monucausal' (tek nedenli) açıklamalarıdır. Bizim eski bir hastalığımızdır. Ve galiba şifası yoktur...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.