Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Paris bombalamasını hatırlatan 11 Eylül hiç bu türden bir girişim değildi. Öncesi olmayan bir olaydı. Oysa Paris olayları sadece Charlie Hebdo katliamıyla birlikte değil, Suruç'la, Ankara'yla birlikte geldi. Ama bu saptama bile eksik.
Bu korkunç girişim aslında ahmak Bush, ordularını ve uçaklarını OD toprağına soktuğu zaman başlamıştı. Hatta gerçeği ve tarihi yerli yerine oturtmak adına söyleyelim bu olaylar 1960'larda başlamıştı. Kökeninde de Batı'yla OD'nun İsrail üstünden giriştiği mücadele vardı, Filistin vardı.
Şimdilik o kadarını bir kenara bırakalım. Ama terör dediğimiz ve DAEŞ gibi her şeye rağmen 'meçhul' bir örgüt tarafından biçimlendirilen bu hamlenin kendisi de, sonrası da bize Batı hakkında hayli karanlık düşünceler çağrıştırıyor. Böyle bir terörün istihbarat örgütlerinin parmağı olmaksızın gerçekleşeceği kanısında değilim. Bu demektir ki, OD konusunda sadece Batı ve Müslüman âlemi çarpışmıyor. Batı kendi içinde de güç savaşını sürdürüyor OD konusunda. Öyle olunca da bu hamleler birbiri ardınca tespih tanesi gibi diziliyor.

***

Paris saldırısının hemen ardından Fransa'nın Rakka'yı vurması bir o kadar yanlış ve kötü hesaplanmış bir adım. Televizyon ekranlarına yansıyan o görüntülere bakarken biz insanlığımızdan utanıyorsak o bombalamayı bizzat yaşayanlar ne yapacak, ne düşünecek? Kabil'e asker sokan Amerika nasıl Afganistan'ı bin türlü bela üreten bir bataklığa dönüştürdüyse şimdi bu hamlelerle OD bambaşka karanlık kuyular kazıyordur.
Bütün bunların ardında kolonyalist Avrupa'nın geleneksel tepkileri, zihniyeti yer alıyor. Bakın Huffington Post'ta çıkan bir yazı temelden tavana bir göçmen ülkesi olan Amerika'nın bile göçmenlere tarih boyunca ne kadar kötü davrandığını yazıyor. Henüz yeterince doğrulatamadığım için yanılmak umut ve dileğiyle yazıyorum ama yanlış bir haber bile olsa gerçeği bir ölçüde yansıttığı için belirteyim ABD Başkan aday adayı Donald Trump şimdi seçilirse camileri kapatacağını söylemeye başladı.
Kara Afrika'nın Beyaz Avrupalı eliyle yazılan kara bahtını hatırlıyorsak OD o büyük ve siyah tarih içinde sadece bir zerredir. İşte Polonya Başbakanının söyledikleri ortada. Göçmenleri götürüp OD'da ordu içinde savaştırmaktan söz ediyor. OD çocuklarının Avrupa'ya vardığında ekmek ve sudan önce telefonlarını nasıl dolduracaklarını sormasından duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor. Bu şu veya bu şekilde 'eşitlenme' karşısında duyulan irkilme değil de nedir?
***

OD, Batı'nın kendi iç mücadelesidir. DAEŞ sadece Müslümanların ve OD'nun doğurduğu bir sonuç olamaz. Bizzat Batı'nın da çocuğudur DAEŞ. Gerçeğin üstelik bu söylediklerimden fazlası var: Fransa, İslamofobinin en fazla yaşandığı ülke değil mi? Fransa varoşları insan mezarlıklarına dönüşmüş durumda değil mi?
Her defasında terörü lanetliyoruz demekten elbette bıktık; kimseye hesap vermek zorunda değiliz. Evet, muhakkak ki, lanetliyoruz ama nesnel bilgiyi yok sayıp şu yazdıklarımıza gözümüzü ve kulağımızı kapatacak da değiliz. Batı, OD'nun efendisi olmak hülyasını bir yana bırakmadıkça, kendi içindeki 44 milyon Müslümanla insanca ve demokratik koşullarda yaşamayı öğrenmedikçe hayat herkes için her gün biraz daha zorlaşacak.
Çok yazık...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER