Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Nişantaşı'nda kucaklaşmak için

İki ateş arasında-3

Richard Hofstadter adı artık unutulmuş tarihçilerden. Ama kendime çok yakın bulduğum bir Amerikanist. Bizim 19. yüzyıldan başlayarak kendimizde cevap aradığımız sorulara o da Amerikan toplumu için cevap üretmeye başlamış. 1970'te ölmüş bu Columbia Üniversitesi hocası. 1964'te Harpers dergisinde bir makale yayınlar: 'Amerikan Siyasetinde Paranoid Tarz'.
Makaleyi sonradan genişletir ve bu ad altında hazırladığı kitaba alır. İlk okuduğumda küçük dilimi yutacak gibi olmuştum. Hofstadter, Amerikan sağını konu edindiği makalesinde o toplumun sağ siyaset kültürüne nasıl bir paranoyanın hâkim olduğunu ayrıntılarıyla ve son derecede analitik biçimde açıklıyordu.

***

Abartılı bir öfke, kuşku, kaygı, 'konspirasyon' kuramları üretmek, acı çekmek, siyasal yapının kendilerine karşı örgütlendiğini, kendilerinin hedef olduğunu düşünmek, toplumun, devletin, ülkenin tehlikede olduğunu varsaymak bu anlayışı meydana getiren özellikler arasında.
Buna karşılık bu paranoyayı yaşayan kişi/ kesim akılcıdır, ahlakçıdır, yurtseverdir. Hofstadter bu kaygının daha ziyade hayal kırıklığı yaşayan ulusalcılıklarda ortaya çıktığını belirtiyor.
Bahsedilen kuşkuculuğu ve hayal kırıklığını yaşayan kişi 'ya şimdi ya hiç' mantığına saplanıyor. (Ah, ah, ah... 'Gün Bugündür' başlıklı kitapları anımsayın.) Derdini 'kıyamet' sözcükleriyle dile getiriyor. Aslında çok seküler bir tutum içinde bile olsa bu tavır soyut manada dinsel bir boyut içeriyor. 'Karşıdakiler' tepeden tırnağa kötücül (Şeytani/demonic) olduğundan bütünüyle ortadan kaldırılmalı: dünyadan değil, bulunduğu sahneden. Zaten onlar sonsuz güce sahip, ahlak dışı, kaba, kıyıcı, çıkarcı, bencil insanlardır.
Bu kadar zengin, ufuk açan ve güçlü bir makaleyi (ancak bir iki yıl önce eleştirilebildi) harcamak istemem. Kimseyi kınamak, küçümsemek de haddim değil. Gene de bütün bunların bize içinde yaşadığımız ruh durumunu hatırlatmadığını/düşündürmediğini söyleyebilir misiniz?
***

Bütün bunları şunun için yazıyorum. Türkiye'de iki kesim de (iktidar da Beyaz Türkler de) iki ateş arasında. Benimse tek bir iddiam var: Beyaz Türkler, sahip oldukları ruh haletinden çıkmak zorunda. Çünkü, bir kere ortada toplumsal bir rahatsızlık var. ('Yenilmişlik duygusundan' kurtulmak için şunları yapın, şu şarkıları dinleyin diye yazılan yazıları anımsayın.) İkincisi, eğer bu kesim CHP ile özdeşse (ki, büyük ölçüde öyle) bu tutum siyasallaşmayı kapıyor, her şeyi donduruyor, siyaset üretimini tıkıyor.
Bu gidişle şimdiden belirteyim CHP'nin oyları daha da düşecektir, taraflar arasındaki ilişkisizlik daha da derinleşecektir. Unutmayalım ki bu kesimdeki kopukluğa, durgunluk ve donukluğa karşılık diğer tarafta olağanüstü bir canlılık, sosyal bir hareketlilik var.
İktidar açısından bakınca da şunu söylüyorum: 'küçük burjuva radikalizmi', yani, 'her şey benim olsun' diyen bir mantıkla ilerlemek olanaksız. Diğer kesim, muhakkak siyaseten 'kapsanmak' zorundadır. Bütün 'Bihruz Bey' alafrangalıklarına rağmen orada bir birikim var. İkincisi, sadece Türkiye'ye endeksli, bu ülkenin köhne siyaset sistemini esas alarak siyaset üreten bir anlayış bugüne kadar başarılı oldu. Ama artık daha ilerisine gitmek gerekir. Evrensel demokrasinin gitgide incelen dokusunu Türkiye'ye aşılamak artık şart.
Son cümleyi biraz 'fiyakalı' kurayım: Nişantaşı kucaklaşması şart!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA