Türkiye'nin en iyi haber sitesi

İkili bir yazı yazayım. Ama yazının özü Binali Yıldırım olsun. Dünkü kongrede beklendiği gibi Genel Başkanlığa seçildi. Yeni bir dönem başlıyor Akparti için. Hiçbir yeni yanı yok bu gelişmenin. Bekleniyordu, oldu. Bundan sonrasına bakmak gerek.
Nelerin olabileceğini cuma günkü yazımda yazmıştım. İlk konuşmasında bence o yazıdaki öngörülerimi doğrulayacak konulara değindi. Az konuşup çok iş yapacak, Erdoğan'la aralarında hiçbir konuda görüş ayrılığı olamayacaktır Yıldırım'ın. Bununla birlikte bir 'konsolidasyon' dönemini başlatacağını da belirteyim. Nitekim konuşmasında doğrudan Akparti'nin geçmişine dönük vurguları bunun bir göstergesi.
Buradaki ilginç soru şu: Erdoğan, 'Yıldırım modelini' neden daha önce denemedi, kendisinden sonraki ilk Başbakanlığa Davutoğlu'nu getirdi? Bu sorunun cevabı şimdilik meçhul. Fakat bunun kendi 'Başkanlık pratiğiyle' doğrudan bir ilişkisi olduğunu düşünmek gerekir ki, o yaklaşım zaten bundan sonrasını da tayin edecektir. Artık kendi içinde büsbütün bütünleşmiş bir Akparti var.
Şimdi gelelim, konusunda daha önce söylediklerimin yankısına. Yukarıda Yıldırım'ın bir konsolidasyon dönemi başlatacağını belirttim. Yönetim şimdi daha fazla Erdoğan'da olacaktır. Bu kesin. Nitekim gerek Ömer Çelik'in parti ile Erdoğan arasında bir milimetre uzaklık olmadığını söylemesi gerekse Yıldırım'ın Erdoğan konusunda ilk konuşmasında ortaya koyduğu tavır bunu gösteriyor. Bununla birlikte dış politika ve ekonomi konusunda bir 'restorasyon' dönemine gidileceğini de belirttim cuma günü. Bu da böyle olacaktır.
Ertuğrul Özkök bu yazımı okumuş. Alıntılamış bazı bölümlerini köşesine. 'Keşke öyle olsa' diyor. Bunu benim bir 'kehanetim' olarak değerlendiriyor.
Beni tanıyanlar kehanetlerle hiçbir ilgim olmadığını bilir. Elimdeki veriye bakıp bildiğimle yorumlayıp bir değerlendirme yapmaya çalışırım. Yazdıklarım gene öyle yorumdur.
Fakat Ertuğrul'un iki saptaması var ki, irkiltici. Birincisi, 'bu yazı Cumhurbaşkanı ve AKP'nin yeni görüşü ise' diyor. Onu ben bilmem, hiç bilmem. Bunlar benim görüşlerim. Haklı da çıkarım, yanılırım da. Ben yorumumu yazdım. Olayları serinkanlılıkla ve belli bir kapasiteyle değerlendirirseniz bunları söylersiniz.
Hayatımda bir gün ve tek bir defa herhangi bir Cumhurbaşkanı'nın veya herhangi partinin görüşünü yazmadım. Diyelim bunu Cumhurbaşkanı- Albayrak- Sabah ilişkisi için söylüyor. Peki, Ertuğrul Özkök yazılarını Aydın Doğan Bey'in görüşü olarak mı yazıyor?
Keşke yazmadan önce bazı kişilerle konuşsam, onu da hayatımda bir defa bile yapmadım, belki yanlış ama yapmadım. Bunu, bir dostumdan her duyduğumda gülümsediğim ifadeyle söyleyeyim, 'kayıtlara geçsin' diye yazıyorum.

***
İki, gazete yazarları arasında Berat Albayrak da var diyor. (Vardı. Bıraktı.) Ona ve Sabah'a 'kefil misiniz' diye soruyor. İnsanın deli olması gerek. Gazete benim yazdıklarıma niye kefil olsun? Hürriyet gazetesi Ertuğrul Özkök'ün her yazdığına kefil midir? Berat Albayrak ne diye yazdıklarıma kefil olacakmış, onu da anlamadım. Hayatımda sadece bir kere, çok yıllar önce, yemek yediğim kişidir Albayrak, o kadar. Onun dışında, ben görüşümü yazarım. Bugüne kadar da tek bir sözcüğüne önceden de sonradan da müdahale edilmeksizin yazdım. (Radikal'de yazarken bir kere bir telefon gelmişti, yazım çıktıktan sonra. Neyse...) Şimdi neden bana kefil olacakmış? Yazdıklarımın tam tersini de düşünebilir, ne kefaleti?
Hiç polemiğe ve sansasyona girmeye gerek yok. Şimdiki hadise Binali Yıldırım'ın Genel Başkan seçilmesi ve yeni bir dönemin başlamasıdır. Onu yorumlamaya devam edeceğiz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER