Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Kaş'ta yaşanan cinayet üzerine düşünmeliyiz. Kürt olduğu ve Kürtçe konuştuğu için öldürüldü Mahir Çetin. Kürt meselesi siyasal olarak çözüm yolundayken toplumsal alanda bir etnik gerginlik ortamı ve yükselen faşizm tehlikesi var mı? Yeni Türkiye'ye ve çözüm sürecine inananlar bu soru üzerinde dikkatle durmalı...

***

Eski Türkiye devletinin inkar ve asimilasyon politikası Kürtleri geçmişte çok ezdi. Fakat, devlet ve Kürtler arası bu çatışma hali toplumsal alanda karşılık görmedi. Her şeye rağmen Türkler ve Kürtler arası ciddi problemler yaşanmadı. İki toplumun aralarında yüzyıllara dayanan sevgisizlik ve güvensizlik ilişkisi yoktu. O pek kullanılan tabirle yüzyıllardır kız alıp vermişlerdi. İki halkın da paylaştıkları ortak bir kültürel zemin, ortak bir manevi dil vardı...
***

Devletin uyguladığı zorunlu göç ve yerinden etme politikaları sonucu çok sayıda Kürt aile, ülkenin daha zengin Batı ve Güney sahillerine yerleşti. Orada bir yaşam mücadelesi vermeye başladılar. Ülkenin doğusunda çatışma varken batı ve güney bölgesine göç eden Kürtlerle o yörelerin Türk halkı arasında ciddi problemler yaşanmadı...
***

Normalde devlet ve Kürtler savaşırken, egemen Türk halkının da göç edenlere dışlayıcı davranması beklenebilir.Fakat öyle olmadı, çünkü Türk devletinde olan Kürdofobi Türk toplumunda özü itibariyle yoktu. Türklerin, ailelerinden devraldıkları böyle bir zihinsel miras yoktu...
***

Fakat yıllar geçtikçe adım adım bu olumlu durum değişmeye başladı... Ekonomik pastadan pay kapma mücadelesi zamanla etnik bir dile tercüme olmaya başladı. İki Türk arası bir ticari anlaşmazlık olduğunda mesele kişiselleşirken, Türk ve Kürt arası ticari anlaşmazlıkta konu kişiselliğin ötesinde etnik aidiyetler üzerinden ifade edilir hale gelmeye başladı...
***

Öte yandan yaşam tarzı ve dünya görüşü olarak daha seküler yerlerde etnik gerginlik ihtimali daha da net olarak belirdi. Demin bahsettiğim üzere Türkler ve Kürtlerin ortak paylaştığı bir manevi zemin var. İslam üzerinden kurulmuş bir ortak bağ var. Ortak kutsallar, ortak manevi semboller, ortak evliyalar, peygamberler var. Bu etnik kimliğin ötesinde bir beraberlik sağlayabiliyor, olası ihtilafları yumuşatıyor...
***

Sekülerleşme dediğimiz sosyolojik süreçte haliyle bu semboller ve değerler aşınıyor. Sekülerleşen bir toplum yurttaşlık temelinde bir ortak ahlak oluşturamazsa etnik kimliklerin çatışmacı biçimde siyasallaşmasının önünü açar, bunu iyi bilmemiz lazım... Türkiye'nin İslamîleştiği laflarının ne kadar palavra olduğunu biraz sosyoloji bilen herkes biliyor. Bu ülke her geçen gün daha modernleşen, buna paralel olarak da sekülerleşen bir ülke. Modernleşme ise maalesef birçok liberal ve sol aydının inanmak istediği gibi tek yanlı olumlu bir süreç değil. Beraberinde çok ciddi problemleri getiren bir süreç...
***

Bir toplumun tümüyle kabuk değiştirmesini, dünya görüşünün dönüşmesini sağlayan bir süreç modernleşme. Bu süreçte aşınan geleneksel değerler yerine yeni bir medeniyet zemini inşa edilmezse faşizan bir çatışma ortamı doğabilir. Çözüm sürecinin toplumsal boyutu da bu bağlamda çok önemli..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER