Türkiye'nin en iyi haber sitesi
MELİH ALTINOK

Sefiller

Joe Biden'ın Türkiye ziyaretinde yalnızca müzmin AK Parti ve Erdoğan karşıtı gazetecilerle görüşerek ülkesinin basın özgürlüğüne verdiği önemi göstermek istediği belirtiliyor.
İyi hoş güzel de bu mesajı vermek için Biden niçin CHP Genel Başkanı misali hükümete yakın gazetecilerin dışlanmayı göze alan bir yöntemi tercih etti?
Öyle ya, Türkiye'de iktidarda olan meşru bir siyasi akımı destekleyen gazeteciler suçlu mu? Öyle ise ABD ve Biden, niçin AK Parti iktidarı ile görüşmeye geliyor?
Tüm bu soruların tek bir yanıtı var. Biden samimi davrandı, rol yapmadı.
Evet, aynen öyle. Washington Türkiye'deki enformasyon kaynaklarını, Erdoğan karşıtı medyanın güdümündeki lobilerin telkinlerine göre belirliyor.
ABD'nin bu konudaki Türkiye mihmandarı ise Ankara Büyükelçileri John R. Bass.
Bass Doğan Medya'nın doğal yazı işleri üyesi sıfatına nail olmuş bir diplomat. Türkiye'deki somut gündeme dair söz aldığında yaptığı açıklamalar, "yargılanacaksınız" diye histeri nöbeti geçiren radikal bir geziciden hallice.
Bass'ın bu pozisyonu da Ankara'daki ABD Büyükelçiliği'ni, patronajla didişmesi yüzünden gazetesinden-TV'sinden kovulmasına bile siyasi kılıf giydirebilen mağduriyet simsarlarının ağlama duvarına çeviriyor. Bass da kendisini, İslamifobiden muzdarip Türkiyeli iş ve medya çevrelerinin arasında memleketinde, New York'ta gibi hissediyor. Onlarla vakit geçirdiğinde, fazlasıyla teşriki mesai yaptığı Dick Chenney ve ekibini hiç mi hiç aramıyor.
Bu arada, Bass, çekirdek ekibinde yer aldığı Chenney'ye "Hey Dick, Türkiye'de bazı gazetelerin tirajlarının düşmesini bile insan hakları problemine bağlarken Guantanamo'yu savunmamızı nasıl izah ederiz" diye hiç sordu mu bilmiyorum? Ama kesin olarak söyleyebileceğim şey, Washington'a sadece Türk hükümeti aleyhtarı gazetecilerle görüşme önerisini kabul ettirebildiğine göre o da insanlık ayıbı Guantanamo'yu savunuyor!
Ya öyle işte tencere yuvarlanıp mutlaka kapağını buluyor. Biden'ı bulmuşken, Diyarbakır'da PKK'nın elinde yakalanan PYD silahlarını sormak yerine Selfie yarışına giren gazeteciler de Bass'tan farksız. Onlar için de Biden'la görüşmeleri sürerken PKK'nın karne alan çocukların üzerine el yapımı patlayıcı atması değil, bu canilere karşı Türk devletinin meşru müdafaa hakkını kullanması demokrasi sorunu!
Hükümete bir önerim var. Dış ilişkiler mesaisi olan bir başkanımız var, kuşkusuz benden daha iyi biliyordur, diplomaside mütekabiliyet baş ağrıtmaz.
Sayın Başbakan bir ABD ziyaretinde, Washington'un gizli bilgilerini kamuoyuyla paylaştı diye işkence yapılıp yapılamayacağını ciddi ciddi tartıştığı Snowden'ın ailesinden birini bulsun. Onun ne kadar cesur olduğunu söyleyip aileyi teselli etsin. Assange'ın akıbetini sorsun, kaygılarımızı bildirsin.
Ardından ABD'de demokratları yerden yere vuran cumhuriyetçi gazetecilerle buluşsun. Hatta o toplantıya ABD Başkanı'na küfür eden muhalifleri ve El Kaide sempatizanı "aktivistleri" de çağırsın. Arada da DAEŞ'i terör örgütü olarak gördüğümüzü ama ABD'nin hava operasyonlarında teröristleri yargılamadan vurmasının uluslararası hukukta "yargısız infaz" olduğunu falan hatırlatsın. Bir daha Baltimore'de, 50-100 silahsız siyahî sokağa çıktı diye 5000 ulusal muhafızın nakledip 1 hafta sokağa çıkma yasağı ilan ederlerse bundan çok rahatsız olacağımızı söylesin...
Haklısınız, bu toplantı fikri olmadı. Zira mesela ABD'li gazeteciler arasında, Davutoğlu'nun eşi Sare Hanım'ın çocukla konuşur gibi kendisine "n'aber" diye seslenmesini, Quasimodo misali, "Bana selam verdi! Türkçe selam verdi" diye Twitter'dan duyuracak sefillere az rastlanır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA