Türkiye'nin en iyi haber sitesi

MELİH ALTINOK
MELİH ALTINOK

Terör çağı

Ramazan da ne yazık ki öncesi gibi çok acı olaylarla geçti. Pek çok ülkede terör saldırıları yaşandı. Bu yüzden bayram da buruk başladı.
Yüzlerce insan hayatını kaybetti, sakat kaldı. Ne var ki terör saldırılarının asıl hedefi "sağ kalanlar" olduğu için geçip gitmiş, "atlatılmış" bir durum yok. Çünkü dünya üzerinde saldırılardan haberdar olan hemen hemen herkesin psikolojisi sarsıldı. Güvenlik ve öngörülebilir bir gelecek gibi temel insani beklentiler yalnızca bir bölge için değil tüm dünya için "lüks" haline geldi.
Peki, bu şiddet sarmalı daha ne kadar derinleşecek, bir yerde duracak mı?
Yoksa bu kaotik hal, içinde bulunduğumuz yüzyılın karakteristiği mi?
Tabloya bakıldığında karamsar olmak için neden çok.
Sahadaki terör aktörlerine ve eylemlerinin niteliğine bakıldığında, eskinin o ideolojik bir hedefe yönelmiş şiddetini "mumla aratır" bir durumda oldukları açıkça görülüyor.
Örneğin 70'li yıllarda daha çok illegal sol örgütlerin sorumlu olduğu terör eylemlerinde fail ve kurban arasındaki karşıtlık görüntüde bile olsa netti. Zaten örgütler de eğer ortaya çocuk ölümü gibi dramatik sonuçlar çıkmamışsa eylemlerini üstlenirlerdi.
Şimdi ise her terör saldırısının ardından kafalar karışıyor. "İyi de niye" diye başlayan cümleler kuruluyor.
Çok az örgüt çok az eylemi açıkça, "yeğenimin örgütü yapmış" falan demeden üstleniyor.
Pek çok kanlı eylem, tıpkı 'deki bar baskınından sonra olduğu gibi, neden ve aslında kim tarafından azmettirildiği netleşmeden "unutturuluyor."
Son yılların en kullanışlı terör markası olan DAEŞ'e bir bakalım mesela.
"İslam" için savaştığını iddia eden DAEŞ, niçin arife akşamı, "İslam'ın hâkimiyetindeki" kutsal Medine şehrinde Müslümanlara saldırır?
Bu örgütün teorik olarak asli düşmanı "başka dinlere inananlar" olduğu halde, neden cinayet sicilinde "kendi dinine inanlar" çoğunluktadır?
Hangi mantıkla, "düşman batı" karşısında var etmeye çalıştığı medeniyetinin huzurunu, ekonomisini, altyapısını, toplumsal psikolojisini bombalar?
"Kurulduğu ülkelerin yönetimlerini yeterince İslami bulmuyor" türünden gerekçeler ancak DAEŞ'in iç tartışmalarında taraftarlarını ikna etmeye yarayabilir.
Öyle ya bir "içeriye", dokuz "dışarıya" saldırmıyorlar ki; "düşmanlarına" yaptıkları hamleler istisna.
İşin kötüsü şiddetin kısa ve uzun vadede potansiyel hedefi olanlar da, bu ortamın nedeninin içinde büyüdükleri değerler, kültür ve atmosfer olduğuna inandırılmış durumdalar.
Hiç düşünmüyorlar, eğer Paris ABD askeri tarafından "işgal edilebilir" bir coğrafya olsaydı. Paris bombalandıktan sonra binlerce deniz piyadesi "sahaya inseydi..." 1 milyon Fransız öldürülse, kadınlara tecavüz edilse, çoluk çocuk eli silah tutan her erkek işkenceden geçirilseydi... Halkın dini değerleri aşağılansaydı... Ve bu yaşananlar tarihi bir rutin olsaydı...
Bu kaosun ardından DAEŞ gibi dizayn edilmiş terör örgütleri çıkıp ortalığı kana buladığında hangi Fransız çıkıp sorunu dininde, inancında, kültüründe arardı sizce?
Bu temel nokta üzerinde kafa yormadığımız sürece terör, egemenlerin elinde kullanışlı bir siyaset aracı olarak canımızı, huzurumuzu almaya devam edecek.
İyi bayramlar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER