YAZARA MAİL GÖNDER Tencere tava meselesi

YAZARLAR

Taksim Gezi Parkı'nda başlayan, yer yer kitlesel nitelik kazanan eylemlerin bir türüne dikkat etmekte fayda var: "Tencere-tava!"
Bu ülkede değişik dönemlerde "duyarlılık gösterileri" sergilendi. Pasif direnişler yaşandı. Araçların radyo antenlerine siyah kurdeleler bağlandı, kornalar çalındı, evlerde ışıklar yakılıp söndürüldü. Ama "tencere-tava tipi tepkinin" asli nedeni çok farklıydı.
Dünkü Türkiye'de, tencere tavayla sokağa dökülenler, "Açız" diyordu. Ekonomik krizlere, yüksek enflasyona, fakirliğe, işsizliğe isyan ediyordu.
Ve sonuna kadar haklıydı. Zaten o günkü huzursuzluk, sandıkta toplumsal öfke patlamasına dönüşerek eski siyaseti tasfiye etti.

***

Bugünkü Türkiye'de, "tencere tava ile sokağa çıkanların" profili çok değişik. Eskiden tenceresi boş olduğu için sokakta hak arayış içinde olanlara rastlanırdı. Şimdi; tenceresi, tavası dolu olduğu halde öbek öbek sokakları dolduranlara rastlanıyor. "Tok eylemci" tablosu bizi, iki eksende düşünmeye zorluyor:
1- Ekonomideki olası dalgalanmalar kimlere kazandırır, kimlere kaybettirir?
2- Ekmek ne kadar önemli ise yaşam tarzı güvencesi de o kadar önemli midir?
***

Önce birinci konudan başlayalım...
Türkiye deneyimi gösteriyor ki siyasal iktidarlara karşı örgütlenen legal ve illegal kesimler bir şekilde sokağı kullanıyor.
Sokağın bastırılma biçimi ise karşı cepheyi kemikleştiriyor. İyi niyetli toplulukların masum talepleri, organize güçlerin büyük hedefleri ile birleşebiliyor. Lakin bu senaryonun sonuç vermesi için yanına "ekonomik ayak" eklenmesi gerekiyor. Taksim çıkışlı harekete halen kazandırılmak istenen boyut da bu. Yani, yabancı sermayenin tetiği çekmesiyle borsada panik başlatılması, faizlerin kıpırdaması, işinde gücündeki milyonların zihinlerinde kuşku üretilmesi. Dış basının devreye girmesi, ürkek karakterli büyük sermayenin seçilmiş aktörlerini sahaya sürmesi... Son aşamada ise suni krizin, reel ekonomik krize dönüştürülmesi. İşte bu nedenle karnı tok, sırtı pek kesimlerin çaldığı tencere tavanın, Hükümet'e sesini duyurmanın ötesine geçip geçmediğine dikkat etmeliyiz. Bilinmeli ki sandıkta yapılamayan sokakta yapılmaya kalkışılır, reel sektör frene basar, bireysel harcamalar ertelenir, borç ödeme eğilimi bozulursa, milyonlarca gencin iş bulma umudu da azalır. Üstelik karamsarlık bulaşıcı olarak yayılır ve benzerleri 1990'larda sıkça tekrar eden "kısırdöngüye" girilir. İşte o vakit boş tencere ve tavayı çaldıran şartlar gerçekten oluşuverir.
***

Meselenin ikinci boyutu da hayli mühim. Yani, kendini özgür hissetme hali... Bu noktadaki duyguları anlamak için basit birkaç soru sormamız yeterli. Örneğin,
"İşlerin yolunda gitmesi" herkes için geçerli midir?
Veya...
"Güce ortak olan, düşüncesinin iktidara geldiğini bilenlerle, diğerlerinin hayata bakışı aynı olabilir mi?"
Esasen, müzmin muhalifler ile ne yaparsanız yapın ideolojik takıntısını aşamayanlar için söylenecek fazla bir söz yok.
Ancak ya diğerleri...
İktidara karşı pozisyon alınması, sadece iktidarı devirme planı ile açıklanabilir mi?
İş ve aş güvenliği, özgürce yaşama isteğinin karşısına çıkarılabilir mi? "Hava mı, su mu?" tercihi ne kadar anlamsız ise "özgürlük mü, ekmek mi?" ikilemi de o kadar anlamsızdır.
İşte bu nedenle, milli iradenin tercihini yansıtan "çoğunlukla" toplumları canlı tutan "çoğulculuk" birbiriyle çatıştırılmamalı, siyasetçiden sade vatandaşa kadar herkes "empatiyi" denemelidir.
NOT: Anayasa Mahkemesi'nde geçen hafta tamamlanamayan KHK değerlendirmesinin sonucu merakla bekleniyor. Dosyaları biriktirmeme sözü veren Başkan Haşim Kılıç'ın dosyaya göre birikme tablosu oluştuğunu gördüğünü umalım!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.