YAZARA MAİL GÖNDER Oyun bozuldu da... Kalpler nasıl tamir edilecek?

YAZARLAR

Bir vesile ile mutlaka karşımıza çıkıyor. "Soğukkanlı bakalım" diyoruz, "öfke nöbeti" ile karşılaşıyoruz.
Biz, "Yaşananlar basit olaylar gibi geçiştirilmemeli" diye düşünüyoruz; onlar, "Hayır, gençlere yönelik acımasız tutum olmasaydı işler bu raddeye tırmanmazdı" diye direniyor.
Onlar, "Başbakan'ı devirme girişimi yok, tutumuna itiraz ediliyor" diyor; biz, "Erdoğan bu kadar güçlü olmasa o da denenirdi" tezini savunuyoruz.
Yani... Gezi Parkı tartışmalarında bildik görüş ayrılıklarını da aşan "kutuplaşma" tablosu ile baş başa kalıyoruz. Arkadaş arkadaştan; komşu komşudan şüphe eder hale geliyor.
Maalesef ne olup bittiğini tam olarak bilmeden, herkes kendi penceresinden gördükleri ile kesin hüküm veriyor.
Kalp gözü kör oluyor.

***

Her şeye rağmen somut verilerden hareket edersek. Şimdilik elimizde, 'Kamu Denetçiliği Kurumu'nun (KDK) İstanbul'daki ilk temaslarından izlenimler var.
Yok... Biraz spekülatif biraz da duygusal boyutta gezinelim dersek o zaman şu iki noktaya değinmemiz gerekecek: 1- Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasındaki "dil, üslup ve yaklaşım farkı." 2- Kabinenin önde gelen isimlerine yöneltilen eleştiriler...
***

Önce, KDK'nın İstanbul Valisi, Büyükşehir Belediye Başkanı, Beyoğlu ve Taksim'deki sivil toplum örgütleri, esnaf kuruluşları ile yüz yüze görüşmesinden çıkan ön sonuçları aktaralım.
Tahmin edileceği gibi ticaret erbabı zarar ziyandan dertli. Ama Gezi Parkı'ndaki duyarlılığın iyi yönetilemediği kanısında. Büyükşehir Belediyesi'nin tam kadro beyanı ise "Projeyi tam ve doğru anlatamadık" cümlesiyle özetleniyor. Vali ve güvenlik bürokrasisi, başlangıçtaki hatayı kıyısından köşesinden kabul etmekle birlikte bir "istihbarata" dikkati çekiyor. Ta başından beri, "ince ince örülen" planlamayı anlatıyor. Başbakanlık Dolmabahçe Ofisi'nin işgal edileceği istihbaratına yaslanıyor. "Yanlış yapan emniyet personeli cezalandırılır" demekle yetiniyor...
Ankara'daki nihai kanaat ise İstanbul ölçeğinde olayın ele alınış tarzında basiret eksikliğine hatta zafiyete işaret ediyor.
***

Diğer iki başlığa gelince... Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan'ın arasına "ayrılık tohumu ekme" denemesi hep oldu. İki isim de "temel ilkelerde" mutabık kaldığı için meseleler "kardeşlik hukuku" kapsamında büyük krize dönüşmeden halledildi. Lakin bu kez, Gül-Erdoğan hattındaki yorum farkı derin iz bırakmış görünüyor.
Ayrıca Erdoğan'ın, çok güvendiği bakanlarına bile "Olayları okuyamıyorsunuz" diye sitemde bulunduğu biliniyor.
***

Tabii, bütün bunlar ileriye yönelik en az 4 adımın atılmasını zorunlu kılıyor.
1- Alışılagelmiş devlet zihniyetine karşı mücadele ederek bugünlere gelen AK Parti, klasik devlete dönüşerek "varoluş ilkeleri ile çelişmemeli."
2-
Kamu düzeni tavizsiz sağlanmalı, polise moral verilmeli ancak "polis devleti sınırına savrulmamalı."
3- Sürekli ertelenen "Kolluğun Bağımsız Denetimi" mekanizması hemen kurulmalı. Gezi Parkı'na müdahale sırasındaki kötü muamele ve orantısız güç kullanımı iddiaları ciddiyetle araştırılmalı.
4- "Ayrımcılıkla Mücadele Komisyonu" bir an önce tesis edilerek etnik, mezhebi veya başka nedenlerle kamusal dışlanmanın hedefi olduğunu öne sürenlerin başvuruları titizlikle incelenmeli, kırılan kalpler tamir edilmeli.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.