YAZARA MAİL GÖNDER İki görüş...

YAZARLAR

Genel kanaat şu: "Surda gedik açıldı!"
Ve şimdilik "marjinal gruplar, bazı siyasi partilerin arka bahçesindeki örgütler, tanıdık müzmin muhalifler, öfkeli modernler, heyecan arayan gençler" bu yoldan ilerledi.
Farklı gerekçe ve talepler dile getirildi.
Üslup, dil, tek adamlık, yaşam tarzı dayatması, orantısız polis gücü, demokratik tolerans eksikliği... Ne varsa söylendi. Etekteki taşlar döküldü. Doğru ya da yanlış değerlendirmesine bile fırsat verilmeden, "algı, olguların önüne geçti!"
Bu arada hazırda bekleyen uluslararası odaklar da aslında müellifi oldukları "yeni olumsuz imajı" bahane etti. İşi kitabına uydurarak yüklendikçe yüklendi. Hem ülke içinde hem de ülke dışında örülen "tepki-nefret ağı" ise zamanında fark edilemedi.
Lakin, gelinen noktada Gezi Parkı üzerinden tırmandırılan sokak gösterilerinin dinamikleri tüm yönleriyle analiz edildi. Hareketi tetikleyen faktörler, azmettiricileri, bağlantıları ve nihai hedefleri belirlendi. Tansiyon büyük ölçüde kontrol altına alındı.
Gel gör ki... "Genel huzursuzluk hali" tam giderilemedi.

***

Peki, neden?
Bir görüş şu: Senaryo, doğrudan Başbakan Tayyip Erdoğan'ı hedef alıyordu.
Bu yüzden Başbakan'ın yer yer duygusal çıkışlar yapacağı, kurguya karşı net tavır koyacağı hesap ediliyordu. Bu kararlı duruşun, sertlik olarak sunulacağı da öngörülüyordu. Öyle de oldu.
Böylece, sahnedeki oyunun ilk perdesi bozulurken, aslında ikinci perdesine malzeme üretildi.
Evet, AK Parti tabanı; sandık dışına taşan, şiddete bulaşan, başlangıçtaki masumiyetini kaybeden olaylar dizisini görerek liderine sahip çıktı. Bu tarafta saflar sıklaştırılırken, zıtlıkları ve bölünmüşlüğüyle düne kadar özgül ağırlığı düşük olan "karşı taraf" da bulmacanın parçaları gibi bir araya getirildi.
Kemikleştirildi. "Eskiden, AK Parti'ye oy vermedim ama adamların hakkını teslim etmek lazım. İyi iş çıkardılar" diyen kesimler de asabiyet nöbetine tutuldu.
Bu görüşün taraftarlarının reçetesi gayet sade: "Ne yapıp edip daha kucaklayıcı mesajlar vermek, epeydir bekletilen demokratikleşme hamlesini hızlandırmak, moral motivasyonu güçlendirmek zorundayız!"
Diğer görüşe gelince... Surda gedik açıldığı doğru. Bundan sonrası daha önemli. Onlara göre, sonbaharda üniversiteler kıpırdayacak, sonra Kürt gruplar ileri sürülecek ve milliyetçi unsurlar da olup bitene kayıtsız kalmayacak. Yani ilk perdede görünmeyen aktörlerin sahaya çıkması teşvik edilecek.
İşte bu yüzden... Olaylar doğru okunmalı. Siyasi zafiyet yaratılmamalı.
Otoriter yönetim iddialarına prim verilmemeli.
Seçim çalışmaları yoğunlaştırılmalı.
Vatandaş, gerçeklerle buluşturulmalı.
Kimin ne arzusu varsa demokratik kanallar açık tutulmalı. Milli irade dışındaki tüm seçeneklere kapı kapatılmalı.
Çankaya için siyasal mühendislik yapanlara fırsat tanınmamalı.
Aslında çözüm, her iki görüşün ortak paydasında... Sadece milli iradeye yaslanan, daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük vaat eden bir dil... Farklılıkları bir arada yaşatan, kaygıları anlayan, toparlayıcı bir üslup.
Oyunu oynayanlar da biliyor ki siyasi istikrarın ve Erdoğan'ın motor gücünün ikamesi yok... Maksat, zihni bölünmüşlükten istifade etmek değil mi?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.