Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Şurada eylüle ne kaldı ki? Sadece risk algısına odaklanan gruplar yine iş başında.
Toplumsal olay senaryoları yazılmakta (üniversitelerde gerilim, kutuplaşma, çözüm sürecinde çatışma),
Ekonomi uyarıları tabloya monte edilmekte (kur artışı, cari açık, ekonomide yavaşlama),
Dış politika da tamamlayıcı faktör olarak sunulmakta (Suriye'ye müdahale olasılığı, AB ve ABD ile ilişkilerde soğukluk, Mısır'da yalnızlık),
Bütün bunları 2014'teki yerel seçimler ve Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilecek olmasının yaratacağı siyasi etkiyle birlikte düşünmemiz istenerek adeta uykular kaçırılmakta! İyi de neden?

***

Şimdi filmi biraz başa saralım ve hazirandaki "Gezi olaylarına" dönelim. O günün en çok tartışılan ve bugün hâlâ özel mahfillerde tartışılmaya devam eden konusu, "sermayenin rolü" idi. Hatta daha sonra gelişen inceleme ve vergi denetimlerini "sermayeye mesaj" olarak okuyanlar da oldu. Ankara ise resmi söylemde bu iddiayı reddetti! Ancak Gezi eksenli sosyal hareketlenme ve kitlesel tepki dalgasının arkasındaki mali boyut hep merak uyandırdı. Ve bir büyük çelişki de ortada durdu. Öyle ya "sermaye ürkektir, uzun vadeli düşünür, devletle karşı karşıya gelmemeye özen gösterir."
Üstelik AK Parti'nin oy oranı yüzde 50'lerde, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın gücü zirvedeyken geleneksel sermaye grupları niçin siyasi iktidarla kafa kafaya girsin ki? Bu, hiç de rasyonel değildi.
Ama bu irrasyonellik yaşandı. Ankara'daki genel kanı, "Sadece görünen aktörlere bakılmaması, onları da aşan küresel azmettiricilerin de görülmesi gerektiği" yönünde. Yani, Türkiye'nin önde gelen büyük sermayedarları, Gezi ile birlikte şayet atağa kalkmışsa ya çıldırmış ya da kaybedeceklerinden fazlasını kazanmaya ikna edilmiş olmalılar!
***

Bu durumda konu gelip, "sermayenin şeffaflaşmasına!" kilitleniyor. "Hükümet-Sermaye" ilişkisi tıpkı "Hükümet-Medya" ilişkisi kadar zor ve çetrefillidir. Tarafların, kendi doğal sınırlarını çizme ve koruma mücadelesidir aslında.
Tabii bu süreç, sermaye ve medyada alternatifleri de üretir. Yenileri sahne alsa da geleneksel sermaye ve yerleşik medya, hafife alınamayacak kadar köklü geçmişe ve bağlara sahiptir. Bu bağlantılar, yer yer global planlamanın parçası olacak kadar derindir. İşte bu yüzden "şeffaflaşma şarttır!" Patronlar kulübünün, sadece yükselen yeni sermayenin temsilcilerini içine alarak şeffaflaşması beklenemez.
Şeffaflaşma; özellikle dış ilişkileri, stratejik toplantıları, kayda girmeyen ödemeleri, muhalefet unsurlarının finansmanını da içerecek şekilde kapsamlı olmalıdır.
***

Kuşkusuz, yerleşik sermayenin tekeline karşı, Anadolu'dan yükselen sermayenin geleceği de önemlidir. İstanbul dünyasında boy gösteren yeni sermaye gruplarının büyümesi, -bu sıralar çokça eleştirilendış politikanın sunduğu imkânlar sayesinde oldu. Küresel ekonomik kriz nedeniyle Batı pazarı kapanırken, vizelerin kaldırılması, Ortadoğu ve Afrika'da yeni fırsat pencerelerinin açılması hatta Körfez sermayesinin sıcak parasını Türkiye'ye park etmesi sayesinde ciddi dönüşümler yaşandı. Ekonomik kriz riski ortadan kalkarken, ihracatta artış, ekonomide büyüme, yeni sermayede özgüven patlaması gözlendi. Ve şu an gerek içeride gerekse dışarıda kritik bir finansal kavşağa girilmekte.
Siyasetin dikkatle izlediğini bildiğim ikili sermaye riski yoğunlaşmakta: "Geleneksel büyük sermaye Gezi sonrasında bir adım geri çekilmiş gibi görünse de kaybını telafi etmek için dış ortaklarıyla uygun zamanı kollamakta, yükselen yeni sermaye ise diplomatik konjonktürel problemler nedeniyle eskisi gibi büyük kazançlar elde edemeyeceğinden kaygılanıp söylenmekte!" Bu denklemde iki negatifin bir pozitif etmeyeceği de apaçık ortada!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER