YAZARA MAİL GÖNDER Ev meselesi ve benim yurtsuz günlerim!

YAZARLAR

Annemi kaybedeli 1 yıl olmuştu. Ailede yeni şartlara uyum çabası sürüyordu. Adapazarı'nda liseyi dereceyle bitirmiş, Ankara Üniversitesi "Siyasal Bilgiler Fakültesi"ni kazanmıştım. Tam da o yıl babamın tayini Erzurum'a çıkmasın mı? Benimle yakından ilgilenecek hali yoktu...
Fakültede ders yılı başlamış ama Kredi ve Yurtlar Kurumu'ndan henüz yurt çıkmamıştı! Sırtımda çanta... İçinde, yastık yüzünden, pikeye kadar her şey. Bir de kıyafetler. Ağır mı, ağır. Şimdi Büyükşehir Belediyesi'nin bulunduğu yerde 30 yıl önce terminal vardı. Otobüsten indim. Emek'te bir tanıdığın yanına gideceğim. Yol, iz bilmiyorum. Tek başımayım. Kime sorsam, onlar da benim gibi Ankara'nın yabancısı. Param sınırlı. Taksiye binemedim. O ağır çantayı, garın önüne kadar taşıdım. Düşündüm ki, "Ankara Garı'ndan her semte bir otobüs mutlaka geçer!" Meğer öyle değilmiş. Otogardan gara, gardan Gençlik Parkı'na kadar yürüdüm. Kollarımda güç, ayaklarımda bedenimi taşıyacak enerji kalmamıştı.
Neyse... Ulus'tan, Emek dolmuşuna bindim. Çantam mesele oldu. Büyükşehirle ilk tanışmamdı. Çanta için de 1 kişilik para ödedim. Ve o minibüs, terminalin yanından Tandoğan'a yönelmesin mi? Acemilik işte. Boşa yürümüşüm. Güç bela, Emek, 8. Cadde'deki evi buldum. Lakin kimseyi tanımıyorum. Babamın yakın arkadaşının referansı ile gittiğim yerin aslında öğrenci evi olduğunu fark ettim.
Yerler halıfleks, odalarda karşılıklı kanepeler, 1-2 çalışma masası ve kitaplık. Ortam sessiz. Derken kıdemli öğrenciler geliyor. Görev sırasına göre mutfağa giriyor. Menemen hazırlıyor. Yemek, tanışma faslı derken ilk günün şokunu atlatıyorum. Orada geçiciyim... Bir hafta sonra, Gazi Mahallesi'nde aile dostumuzun yanındayım. 2 oda 1 salon ev. 3 çocuklarına 1 çocuk daha ekleniyor. Gazi Mahallesi- Cebeci arasında mekik dokuyorum. Tabii her gün Kurtuluş'taki Kredi Yurtlar'a da uğruyor, listeleri kontrol ediyorum.

***

1 aylık belirsizlik döneminin ardından "Cumhuriyet Yurdu"na kaydolabileceğimi öğreniyorum. Bir solukta yurda varıyorum. Hastane tarzı, soğuk yüzlü blok, gözüme o kadar güzel görünüyor ki... 850 öğrenci kapasiteli yurda, 1224. öğrenci olarak yazılıyorum. Meğer kapasite artmış! Yani, 3 kişilik odaya ranza konulmuş, olmuş 6 kişilik. 5. kata yerleşiyorum. Kötü bir sürprizle karşılaşıyorum. Ankara'ya su kısıtlı veriliyor ve yurdun 5. katına su çıkmıyor. Sabah 05.00'te kalkıyor, aşağı katlarda duşların önünde sıraya giriyorum. 1 saatlik beklemeden sonra duş süresi 5-6 dakikayı geçmiyor. Yurttaki dersliklerde masa bulmak ise imkânsız. Siyasal, Hukuk, Basın Yayın, Eğitim Fakültesi iç içe. Sınav zamanları çakışıyor. Koridorlarda kalorifer kenarlarında, baş ağrıtan uğultuyu bile duymadan çalışıyorum.
***

Kuşkusuz, herkesin anlatacak benzer bir öyküsü bulunuyor. Ben, Başbakan'ın öğrenci evleriyle ilgili kanaati ve başlayan tartışmalar üzerine öğrenci yurdu meselesine takıldım. Aradan geçen 30 yılda hâlâ yurt sorununu çözememiş devlet gerçeğiyle yüzleştim. Demem o ki... Devlet, gurbete giden öğrenciye barınma fırsatı sunmalı! Kimin hangi evde, kiminle kaldığını sorgulamak, hele hele 18 yaşını doldurmuş gençlere seçme hakkının yanında seçilme hakkının da tanınacağı bir dönemde polisiye önlemlere başvurmak öylesine gereksiz ki... Varsa kanuna veya ahlaka mugayir durum, hukuk devleti gereğini yapar. Sosyal devlet ise gerekli hizmeti sunar, siyasi polemiğe malzeme bırakmaz!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.