YAZARA MAİL GÖNDER Ankara'nın ana doğrultusu üzerine New York'tan bakış

YAZARLAR

Amerika'dan bakıldığında Türkiye nasıl görünüyor?" Bu soruya yanıt bulmak için New York'tayız.
Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı Başkanı İlker Aycı'nın ev sahipliğinde küresel yatırımcılarla gerçekleşen bir dizi buluşmaya tanıklık ettim.
Yatırım diplomasisinin arka planını daha sonra ayrıntılı haber olarak yansıtacağım için bu aşamada sadece kritik tespitlerimi, kişisel izlenimlerimi kısaca aktarmakla yetineceğim.
1- ABD'de iki ana eksen ön plana çıkıyor. Birinci grupta, kendi yazdığı senaryoya inanan ve gerçekleşmesi için hâlâ uğraşanlar yer alıyor. Gezi Olayları'ndan itibaren niyetini dışa vuran, 17 ve 25 Aralık Operasyonları'na dört elle sarılan ancak hayal kırıklığına uğrayan çevreler, şimdi Cumhurbaşkanlığı seçimine odaklanmış durumda. Yani Tayyip Erdoğan karşısında oluşturulmak istenen koalisyonla yakından ilgililer. Erdoğan, onlar açısından davet edildiği masada, belirlenen yere oturmayan, aksine masa düzenindeki adaletsizliği sorgulayan bir aktör. Ve kurulu düzenin buna tahammülü yok. İkinci grupta ise birtakım siyasi, toplumsal ve ekonomik dalgalanmalara rağmen Türkiye'de ana doğrultunun bozulmadığını düşünen ve realiteye yatırım yapanlar konuşlanıyor. Bu cephedekiler, siyasi risk primini düşük tutarak iyimserliğini koruyor. Yerel seçim tablosunun da kendilerini haklı çıkardığını anlatıyor.
2- Hukuk güvenliği, Türkiye algısında bir numaralı gündem maddesi olarak dikkati çekiyor. Uluslararası sermaye her fırsatta, "şeffaf, süratli, öngörülebilir ve uzmanlaşmış yargı" beklentisini dile getiriyor. Türkiye'nin, 10 büyük ekonomi arasına girme iddiası aynı zamanda "güven veren yargı sisteminden" geçiyor.
3- Sosyal medyanın (Twitter, YouTube) regülasyonu konusu ile Ankara'nın uyguladığı erişim engelleme kararı ABD'de de tartışılıyor. Twitter yöneticilerinin ilk adımı atması umut verici diye nitelense de, Türkiye için "imaj sorunu" henüz ortadan kalkmış değil. Bu noktada, "endişe yok" diyemeyiz. Buna karşın Hükümet'in, "bireysel haklara saygı talebi, milli güvenlik hassasiyetleri ve mahkeme kararlarına uyulması gereği" artık görmezden gelinemiyor. Son analizde Türkiye, ne yaşarsa yaşasın daha fazla demokratikleşme ve yatırımcı lehine düzenlemelerle krizi, fırsata çevirebilecek ülke olarak görülüyor.
4- Türkiye'ye bakışta ABD ile AB arasında da farklılıklar görülüyor. Brüksel'in, Türkiye'yi genelde yanlış okuduğu, alıcılarının ayarında sorun olduğu öne sürülüyor. Burada, Ankara da kusurlu bulunuyor. "Algı açığını" gidermek üzere "siyasi eylem görev grubu" oluşturulması ve AB nezdinde tam saha pres yapılarak memlekette olup bitenin daha iyi anlatılması gerektiği ifade ediliyor.
5- Peki, "İkna çabaları netice verir mi?" diye sorulacak olursa... Yanıtı gayet sade. Anlamak isteyen Türkiye'yi gayet net anlıyor. Anlamak istemeyen, her türlü negatif faktörü büyüterek, stratejik açıdan kullanmayı tercih ediyor.
Sonuç olarak... Yabancı yatırımcı, sıcak gelişmeleri heyecanla izlerken, orta- uzun vadeli görünümün olumlu olduğunu dışa vuruyor. Türkiye'nin, AB katılım sürecinde çıtayı çok yukarıya çektiği, içerdeki hesaplaşmalara rağmen dinamik toplum yapısının isteklerine kayıtsız kalınamayacağı savunuluyor. Hükümet için, "Frene basar, kutuplaşma tuzağına düşer ve kadrolarında demokratik arınmayı başaramazsa kaybeder", muhalefet için, "Halka umut veremez, ekonomik ve sosyal yaşamın teminatı olamaz, dünyayla bütünleşemezse iktidara gelemez" yorumu yapılıyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.