YAZARA MAİL GÖNDER AYM, Kılıç ve kırılma anları

YAZARLAR

Stratejik kurumlarda uzun yıllar çalışan, hatta Başkanlık makamına kadar yükselen isimlerin, görev sürelerinin bitmesinden sonra, bir elinin yine Kurum'da olması için planlama yapması Türkiye'de ilk kez görülen durum değil. Maalesef Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Haşim Kılıç da bu alışkanlığın istisnası olmayacak gibi...
Malum... Kılıç'ın görev süresi 13 Mart'ta doluyor. Dile kolay, 25 yıl. Merhum Özal'ın Sayıştay'dan bulup çıkardığı Kılıç, muhafazakâr kimliği ile ayakta kalmaya, rejim bekçisi olarak kurgulanan yüksek mahkemede karşı oy yazıları ile kendini ifade etmeye çalıştı. Dönem dönem, yerleşik yapının unsurları ile ittifaklar da kurdu. Başkanlık seçimlerinde kilit isim haline geldiği de oldu. Ve nihayet, beklendiği gibi Başkanlığa uzanan yolda yine dengelere yaslanması gerekti.

***

Kılıç, Anayasa Mahkemesi'ndeki serüveninde yüzlerce olay içinde 2 önemli kırılma anındaki tavrı ile ayrıca dikkati çekti. 1- AK Parti kapatma davası. 2- 17 ve 25 Aralık 2013 darbe girişimi...
Birinci husustan başlayacak olursak... Kılıç, AK Parti'nin kapatılmasına yönelik siyasal mühendisliği ve hedeflerini fark eden isimlerin başında geliyordu. Zira AYM'nin bu noktadaki sicilinin kötü olduğunu biliyordu. Kapatmaya karşı çıkışı ne kadar demokrat duruş ise "Yine de bir ceza verilmeli" diyen lobiyle ortak payda arayışı da o kadar eleştiriye açıktı. Ne olursa olsun, iktidardaki bir partinin düzmece delillerle doldurulmuş iddianame üzerinden kapatılmaması, hem AYM'nin hem de ülkenin hayrına sonuçlar verdi. Türkiye, büyük hukuk skandalından, ikinci sınıf demokrasi eşiğinden dönebildi. Sanırım, bu olaydan sonra Kılıç, ayrı ve özel bir misyona soyundu. Siyaset üstü görünen, gerektiğinde siyasiler arasında arabuluculuk yapabilen, anayasal sistemde yazılı olmayan kurallarla racon kesebilen, "ağır abi" rolü diyebileceğimiz bir pozisyondu bu. AK Parti'nin kapatılmasını önleyen saygın isim algısının kendisine ilaveten "devlet adamı sorumluluğu" yüklediğini sandı ve yer yer alanının dışına çıkan beyanlarını da bu varsayımla meşrulaştırmaya çalıştı.
İkinci hususa gelince... Orası oldukça dramatik. Bence Kılıç için kopma noktası. AYM Başkanı, 17-25 Aralık'ı bizler gibi "darbe" olarak okumadı. "Yargı eliyle siyasetin dizayn edilmesi oyununu" görmek yerine, "Siyasetçinin bağımsız yargıya müdahalesi" tezine yakın durdu. Bu kritik olaya bakışını, kamuoyu nezdinde yeni bir imaja dönüştürmeyi de denedi. Alınmasın ama... AYM'deki bazı bireysel başvurularda verilen kararların da yeni imajının parçası olmasından istifade etti. Yani, Ergenekon, Balyoz gibi simgesel davalardaki, yargılama hatalarını gidererek takdir edilecek kararlara imza atılmasını sağlaması da kariyer planlamasının uzantısıydı adeta.
***

Siyasilere "gömlek değiştirme" edebiyatı yapacak kadar uçlara savrulan Kılıç, şayet AK Parti Meclis Grubu, Anayasa Mahkemesi Vakfı kurulması girişimini engellemeseydi, acaba bu ölçüde sivri beyanlar verebilir miydi?
Hele son günlerdeki ılıman mesajlar yok mu? Baştan itibaren şaşırtıcı idi. Kılıç, kendisinden sonra gelecek Başkan'ı belirleme kulisinde sonuç alacağını düşünmese, eskisine kıyasla hali yumuşatılmış dil kullanabilir miydi?
Demem o ki... Haşim Kılıç, çeyrek asırlık AYM döneminde kişisel değil, kurumsal manada iyi bir final yapmalı. AYM'ye, çatışma ile değil, saygınlığına yakışır tarzda veda etmeli.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.