Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Ekonomik ve sosyal hayatta "Suriyeli gerçeğini" kabullenmek durumundayız. 2.7 milyon insanın önemli bir kısmı ülkelerine dönmeyecek veya daha uzun süre Türkiye'de kalacak. Suriyeliler ya "sığınmacı problemi" olarak maliyet çıkaracak ya da Ortadoğu ve Arap coğrafyasında zamanla Türkiye'nin elçilerine dönüşecek. Kabul edelim ki Cumhuriyet'in kuruluş yılları, Arap sokağı ile bağların koptuğu süreçleri de beraberinde getirdi. Arapça ve Osmanlıca akademik çevrelerin dar alanına sıkışırken, burnumuzun dibindeki insanların dili ile konuşma yaygınlığını kaybettik. Doğru ya da yanlıştı tartışmasına girmek istemiyorum. Şimdi o insanların milyonlarcası içimizde, hatta kapı komşumuz. Belki ilk günlerde, "zaten geri dönecekler" diye bakıldığı için "asgari uyum şartlarına" ya kafa yormadık ya da yeterince odaklanmadık. Ama artık onlara Türkçe öğretmek zorundayız. Zaten o insanların yüzbinlercesine istihdam piyasasına girme fırsatı verilme aşamasındayız.

***

Burada ayrıca bir hususa dikkat çekmek istiyorum.
Memlekette konu ne olursa, "Bunu Cumhurbaşkanı'na söylemek lazım" tarzı gelişti. Oysa Cumhurbaşkanı'nın, birçoklarının sandığı şekli ile aydınlatılmaya ihtiyacı yok. İlla onun söylemesine dahi gerek yok. Kaldı ki neyin ne olduğunu gayet iyi bilen, deneyimli bir devlet adamından söz ediyoruz. Mesele, Cumhurbaşkanı'nın gözüne girilmesi de değil. Ülke sorumluluğu taşıyan veya sorunları ile dertlenen her kişi ve kurumun inisiyatif alabileceği o kadar çok konu var ki. Cumhurbaşkanı'nın, temel alanlarda ne düşündüğü zaten belli. Örneğin, Suriyeli sığınmacılara yaklaşımı çok net. Öyle ise Cumhurbaşkanı'ndan, devletten beklemek yerine, sivil toplum, akademik dünya, iş insanları "çözüm önerileri" geliştirebilir, her biri ana doğrultu ile uyumlu çalışmalar yapabilir.
***

Hafta sonu, Washington'da görevli bir arkadaşım aradı. "Türk- Amerikan Liderlik Konferansı'ndayım. Konu, Suriye. Türkiye 3 milyona yakın Suriyeliyi ağırlıyor, gören yok. Kanada, birkaç bin Suriyeli mülteci alacak diye övgüler yağdırılıyor" dedi. Mesele, tam da bu garip çelişki. İşte bu çerçeve üzerine kafa yorduğumuz sırada karşılaştık Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Enver Yücel'le. Enver Bey, Washington'da katıldığı Küresel Politikalar Enstitüsü tarafından düzenlenen Suriyeli mültecilerin geleceğinin masaya yatırıldığı toplantıdan bahsetti. Mülteci krizinin eğitim boyutunda yapacaklarını anlattı. Yaz tatilinde okulların boş sıralarında 3.5 ayda 300 bin Suriyeli çocuğa Türkçe öğretecek projesini açıkladı. AB, "3 milyar euro vereceğim ama" diye bahaneler üretirken, sınırlarını kapatırken Türkiye kendi reçetelerini hayata geçirebilecek kabiliyette. Yeter ki istensin...
Enver Bey ayrıca, Brooklyn Belediye Başkanı'nın bir teklifini de paylaştı. Sığınmacı kabul eden sınır illeri başta olmak üzere belediye başkanlarını New York'ta ağırlamak, ABD'deki belediye başkanları ile bir araya getirmek istediğini belirtti. Proje yine Suriyeli sığınmacılarla ilgili... "Yerelden Globale Mülteci Sorunu!"
Özetle... Dünyanın vicdanını sorgulamak, sığınmacılara çare bulmak için sadece Ankara'nın söylemi ile yetinemeyiz. İsmi büyük, icraata gelince küçük meslek örgütleri, üniversiteler artık bu dersi de geçmek zorunda... "Sığınmacılar!"

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER