Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Memlekette yığınla konu varken "CHP yazmak" garip karşılanıyor çoğu zaman. Doğrusu, ana muhalefet partisinin iç dinamiklerine değinmek için özel çabam yoktu. Lakin kısa süre önce CHP'nin önde gelen bazı isimleri ile uzun sohbetler yapma imkânı buldum. Genel Başkan'ın yakınında olan, bir dönem akıl hocalığı yapıp kenara çekilenler de dahildi bu isimlere.
Hep söylüyoruz. "Siyasetteki asimetri", demokrasinin teklemesi olarak tezahür ediyor. "Siyasi açık" arttıkça demokratik eksik rekabet de derinleşiyor. Bu yüzden toplumun bir kesimi, siyasetten hatta ülkeden umudunu kesecek noktaya geliyor. Karamsarlığını, kızgınlığını anlamlı veya anlamsız biçimde ya Cumhurbaşkanı'na ya da iktidar partisine boca ediveriyor. Örnek mi? TBMM Genel Kurulu... 2016 Bütçe görüşmelerinde CHP'nin neredeyse tek gündemi eleştiri kılıfıyla kamufle edilmiş şekli ile "Cumhurbaşkanı'na hakaret!" Oysa aynı CHP'nin yaptırdığı son siyasi eğilim anketi bile AK Parti'nin oy oranını koruduğunu, AK Parti seçmeninin "başkanlık sistemini" benimsediğini gösteriyor. CHP'nin anketinde AK Parti seçmeni ile sınırlanan o destek, en geniş siyasi yelpazede başkanlığa desteğin kesinlikle yüzde 50'nin üstünde seyrettiğinin itirafı oluyor.

***

Yeniden CHP'ye dönecek olursak... Deniliyor ki...
Kemal Bey (Kılıçdaroğlu) 26 Aralık 2015'te, yani kurultay süreci öncesinde Deniz Bey'i (Baykal) evinde ziyaret etti. "Artık yoruldum. Bırakacağım ama partiyi emanet edecek kimse bulamıyorum!" diye yakındı. Tabii iki lider arasındaki özel konuşmaları herkes kendi cephesinden aktarıyor. Yönlendirme marjı da oluşabiliyor. Fakat Kemal Bey'i tanıyan, destekleyen, vekil olmasını ona borçlu olan arkadaşları bile, "Artık partide kontrolü kaybetti" diyor. Bir adım ileri gidenler, "İzmir Büyükşehir, Ankara Yenimahalle, İstanbul Ataşehir Belediye Başkanları"nın parti yönetimini belirlediğini, genel başkan yardımcısı ataması yaptığını söyleyecek kadar açık konuşuyor.
Siyaset üretemedikçe Kemal Bey'in, doğrudan Cumhurbaşkanı'nı hedef aldığı, dış gerilim yaratarak içerideki dağınıklığı baskılamaya çalıştığı savunuluyor. Cumhurbaşkanı'nın siyasi nezaket dairesinde eleştirilmediği, şahsı ile hesaplaşmaya girildiği, bu durumun milleti rahatsız ettiği vurgulanıyor.
***

İşte bu noktada, CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal'ın çıkışını doğru analiz etmek gerekiyor. Baykal'ı, CHP Genel Başkanlığı için koltuk arayışında görmek, ana muhalefetteki sorunu ve Türkiye'nin geleceğini etkileme gücünü hafife almak demek. Öyle anlaşılıyor ki Baykal, siyasi deneyimi ile en geniş manada "devlet okuması" yapıyor. Yakın coğrafyamızdaki gelişmeler, harita planlamaları, etnik ve mezhebi fay hatlarındaki kırılmalar ve Türkiye'nin pozisyonu üzerine görüşlerini paylaşıyor. Parti siyasetini de aşan ülkenin kader çizgisi ile kesişen uyarılarda bulunuyor.
Önümüzdeki dönem, siyasi farklılıkları, devletin bekası ile ilgili hassas noktada yönetim becerisini sergileyenlerin önünü açacak. Bu, CHP içinde Baykal olmasa dahi Baykal'ın işaret ettiği yoldan olacak.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER