Türkiye'nin en iyi haber sitesi

, 1980'lerin başında devletçi, kapalı ekonomik yapıdan dışa açık, liberal ekonomi modeline geçerken tarihi bir karar vermiş ve uygulamıştı. Ekonomideki sistem değişikliğine, hiçbir zaman anayasa reformu eşlik edemedi. Sadece, makyaj düzeltmelerle yetinildi. Bırakın demokratik siyasal dönüşümü başarmayı, piyasa ekonomisinin gerektirdiği ikinci, üçüncü nesil reformları dahi tamamlayamadı ...

***
Ülkemiz, bugün de kritik bir tercihin eşiğinde. Cumhuriyetin farklı dönemlerinde, yüksek maliyetli tecrübelerle ve daha çok askeri müdahalelerle formatlanan siyasi sistemimiz, artık çözüm üretemiyor. Anayasal temelli devlet inşası başarılamadığı için "kamu yönetimi, seçim, siyasi partiler, yargı reformları" ya eksik kalıyor ya da beklenen neticeleri vermiyor. Neden? Çünkü sistemin özünde yatan problemli yapı değişmiyor.
Gelinen aşamada, başkanlık sisteminin gerekliliğini konuşma ihtiyacı gün gibi ortada dururken daha çok üç itiraz gerekçesi ileri sürülüyor. Birincisi, Cumhurbaşkanı üzerinden kurgulanan "istemezük" cephesi. Ki ona daha sonra değineceğim. İkincisi, "Parlamenter sistemi iyileştirelim" çağrısı. Üçüncüsü, "Eyaletlere bölünme" korkusu. Bu gerekçe de toplumu en hassas yerinden yakalama, milli bütünlüğün zedeleneceği iddiası ile manipüle etme çabasından ibaret.
***
Parlamenter sistem demişken... İşletmeye çalıştığımız sistemin adı böyle olsa da gerçeği öyle değil. Çeyrek asırdır Meclis'e giden, siyaseti ve bürokrasiyi yakından izleyen bir gazeteci olarak çok net söyleyebilirim ki sistemimiz sadece parlamenter görünümlü. Pratik esası, "yürütme ağırlıklı!" Egemenliğin tecelligâhı TBMM'de gerek Genel Kurul'da gerekse komisyonlarda tek başına iktidarın mutlak hâkimiyeti söz konusu. Meclis'in çalıştırılması, hangi yasaların geçeceği, önceliklerin ne olacağı iktidar partisi, yani Hükümet tarafından belirlenir.
Muhalefetin, yasama fonksiyonu yok denecek kadar azdır. Muhalefet, millet nezdinde özgül ağırlığını yitirdikçe hırçınlaşır, parlamentoyu kilitlemeye odaklanır. İktidar da bilek gücü gösterisine girer ve çoğu zaman kazanır! Genel Kurul, aksine karar alınmadıkça haftada üç gün ve yarı zamanlı mesai yapar. İç Tüzük, Meclis'in etkin çalışmasını değil, ağır aksak işlemesini esas alır.
Özetle... Parlamentonun varlığı parlamenter sistemde yaşadığımız anlamına gelmemektedir. Kuruluşunda "sivil- asker- bürokrat" karakterli Cumhuriyet, Meclis'in hukukuna saygı göstermekten ziyade "vesayet altına almayı" amaçlar. Ağustos 2014'e kadarki karakteristiği ile Cumhurbaşkanı da "sistemin bekçisidir." Kime karşı? Oyları ile devlet yönetimine el koyan millete karşı! Haliyle 21 ay önce Cumhurbaşkanı'nı ilk kez halkın doğrudan seçmesi tüm ezberleri bozdu. Cumhurbaşkanı'nın milletin içinden, aktif siyasetten gelmesi ve millet için çalışma kararlılığını sahaya yansıtması, mevcut direnç noktalarını paralize etti. Millet Meclisi'nin muhalefet kanadı ise tuhaf şekilde milletten kaçar duruma düştü... Ki siyasi tarih açısından ibretlik bir tablo bu.
***
Bütün bunları yazmamın asıl nedeni ise "ekonomi!" Daha doğrusu, Türk iş dünyasının başkanlık sistemine yaklaşımındaki "ikircikli tavrı!" Tıpkı, 35 yıl önce serbest piyasa ekonomisinden, 20 yıl önce Gümrük Birliği'nden kaçan, şimdi değerini anlayan zihniyetin güncel versiyonuyla karşı karşıyayız. Ama onlar da biliyor ki millet isterse dar gelen elbise değiştirilir. Ve bu sistem değişimi, kendi özgün deneyimi ile yıllar içinde yerli yerine oturur.
Netice... Değişim kaçınılmazsa karşı çıkan kaybeder. Değişimi yöneten kazanır!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER