Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Deloitte, araştırmış; "çalışanlar kurum çıkarları adına yeni teknolojilerin sunduğu sosyal imkânlardan vazgeçmeye pek niyetli değil."
"Sosyal Ağlar ve Kurumsal İtibar Riski"
araştırmasında Deloitte, yöneticilerin sosyal ağların kullanımına "kesinlikle" karşı çıktığını da ortaya koymuş. Öncelikle Deloitte'un "göz önündeki" bir alanda araştırma yapıyor olması, takdire şayan. Böylesi alanlardaki kıt "kanaatlerimiz", bu tür araştırmalarla "bilgi" ye dönüştükçe daha isabetli kararlar oluşturabileceğiz.
Facebook, MSN, Yahoo, Twitter, YouTube, Gtalk, ICQ, eBuddy, Nimbuzz, AIM, My Space, Skype, yerli yabancı forumlar ve daha nicesi... Her biri bilgi ve iletişim teknolojilerinin bize sunduğu yeni sosyalleşme alanlarını temsil ediyor. Öyle bir dünya ki, bedeninizi ekranın berisinde bırakarak girdiğiniz bu ortamda, sosyalleşme ihtiyacınızı karşılıyor, "paralel evren"de yaşayabiliyorsunuz. Bu "paralel evren" eğer işyerinde iseniz, doğal olarak bazı sorunları da beraberinde getiriyor.
Yöneticiler, çalışanlarla aralarındaki anlaşmayı "zamanını bana kiraladın, ben de buna karşılık sana genişletilmiş alım gücü sağladım" şeklinde yorumladıkları için, sanal ağların işyerinde kullanılmasına olumlu bakmıyorlar. Çalışanlar ise işyeri ile anlaşmayı; "zamanım buraya ait ama sosyalleşme imkânımdan vazgeçmem" yorumuyla algılıyor. Hal böyle olunca işyerleri sosyal ağlara erişimi kısıtlamaya kalkıyor.
Kurumların temel sorunu, çalışanların sosyal ağdaki kimlikleri ve yaptıklarıyla, "kurumsal itibara zarar verip vermediği" noktasında ağırlık kazanıyor. Deloitte'un araştırması da zaten olası risklere karşı kurumların hazır olmadığını ortaya koyuyor.
Bir soru: Çalışan, ait olduğu sosyal ağdaki tutumuyla kurumsal itibara zarar verebilir mi?
Tabii ki verebilir. Fakat bu zarar, sosyal ağlar dışındaki varoluşuyla (gerçek dünya) da pekâlâ mümkündür. Kurumların sosyal ağlarda geçirilen zamanı "verimsiz, boş zaman" olarak tanımlaması, pek çoğunun yasaklama yoluna gitmesini sağlamış. Hatta bununa övünenler dahi var. Nitekim Sabancı Holding'in Teknoloji Başkanı, Güler Sabancı'nın dahi MSN'e girişini yasaklamakla övünüyordu.
Fakat çare, yasaklama mıdır? Teknoloji bugün sosyal ağlara erişimi, yalnızca işyerindeki bilgisayarlar üzerinden sağlamanın ötesine taştı. Çalışanların cebindeki "bilgisayarlaşmış" telefonlar, bu işi zaten görebiliyor. Yakın gelecekte klavye ile tuşlamanın, "ses ile yazma"ya dönüşeceği ortamda, böylesi yasakların bir işe yaramayacağı ortada. Hele ki değişen ve gelişen sanal sosyal ağlar, telefonların içine gömülü vaziyette gelmeye başladı. Mesela cebimdeki telefonda bir basit uygulama, tam 13 farklı sosyal ağa bir tuşla erişmemi mümkün kılabiliyor.
Kurumların sosyal ağlar konusunda çalışanı yasaklamanın ötesine geçen adımlar atması gerekiyor. Öncelikle işyerinde geçirilen zamanı "kronolojik" olarak algılayıp "masanın başında kaya gibi otur, ekranda da izin verilenlerin dışında site filan olmasın" diyorsanız, işiniz zor. Performans kriterlerini "değer yaratmaya" odaklayamamış işyerlerinin sanal sosyal ağlarını yasaklayarak bir yere varması mümkün değil. Kaldı ki doğru da değil. Zira sosyal ağlar, neredeyse herkesin "bedenini ekranın gerisinde bırakarak" girdiği bir ortam. Ağızdan ağza pazarlama yönteminin en geçerli olduğu bu ortam aynı zamanda.
Sosyal ağlar, sanal olabilir ama buradaki sohbetler, iletişim ve işlemler "gerçek" ve bunu göz ardı etmek, mümkün değil. Araştırmaya cevap verenlerin %74'ü Facebook, Twitter ve YouTube gibi sanal topluluk sitelerinin marka itibarına zarar verme potansiyeli açısından belirli riskleri taşıdığı kanısında. Haklılar. Ancak bunun çaresi ne yasaklama ne de şirketlerin savunduğu "bilme hakkı"dır. Zira bu iş George Orwell tarzı bir "Büyük ağabey" gözetimi değildir. Kurumlar, sosyal ağların varlığını ve giderek artan ağırlığını göz önüne alarak insan kaynakları birimleriyle işbirliğine gitmek zorunda kalacaklardır. Her şirket, kendi iş kültürü ve kurum değerleri çerçevesinde sanal ağlardaki itibar güvenliğini sağlayabilecek politikalar üretebilir.
Bizdeki sosyal ağları yasaklayan kurumlar, yasağın uzun dönemde bir çare olmadığını fark edecek ve hatta bu sosyal ağların sunduğu yeni zenginlik alanları dışında kalmanın kayıplarını görecekler.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
;