Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Orta Vadeli Program'ı artık biliyoruz; IMF yerine "bizi IMF kılan" bir "krizden sıyrılma gayret" belgesi gibi OVP.
Kendi içinde tutarlı, öngördüklerini gerçekleştirebilecek teknik güce sahip bu programın detayları daha çok tartışılacak.
Fakat programın amacına dair birkaç şey söylemek mümkün.
Öncelikle büyümeden çok "hayatta kalmaya" ve "IMF'ye muhtaç olmamaya" odaklanması, "ilginç bir tercih" olarak karşımızda duruyor.
Bu yılki yüzde 6 küçülmeyle birlikte 2010'da yüzde 3.5 ve 2011'deki yüzde 4 büyümeyi de hesaba katarsanız, 2007-11 arasında "0 büyüme" hedefine varıyorsunuz. 2011'de seçime hazırlanacak siyasi iktidara 2007-11 arasında toplamda sıfır büyüme sunan bu programın "iddiası" sorgulanması gereken bir "tevazu" içeriyor.
Küresel kriz sonrası dünya ekonomisindeki bulgular ışığında, özellikle 2010'un ikinci yarısından itibaren "ivmelenecek" büyüme rakamlarına tanık oluyoruz. Oysa bizim, "krizden sıyrılma becerisiyle dünyaya parmak ısırtan" bir "gelişmekte olan ülke -Emerging Market" kimliğimiz vardı.
Aynı grupta yer alan Endonezya yüzde 6, Çin yüzde 9 ve Hindistan yüzde 7 büyümeyi, bu yıl sağlamış durumda. Daha mütevazı iki örnek; Çek'ler yüzde 0.5, Polonya yüzde 1 büyümeyi bu yılın ikinci çeyreğinde gerçekleştirebildi. Aynı sürede yüzde 7 küçüldüğümüzü de hesaba katarsak; "hesaba katamadığımız" bazı kırılmaları gözden kaçırıyoruz demektir.
Biz artık "Emerging Market" değil miyiz? Eğer hâlâ öyle isek, "neleri" onlardan eksik yapıyoruz? Aynı küresel kriz ikliminde bizi böylesi "tedbirli" kılan, temel güdümüz nedir? Tedbir, şüphesiz iyi bir şeydir. Hele ki kriz söz konusu ise...
Zaten "kirpi sendromu" ile içine kapanan ekonominin bu refleksini "yerinde" bulup, OVP'nin "acı ilaç, yapısal reform ve sanayii dönüştürmekten uzak" yaklaşımını "makul" bulabilirsiniz.
Şüphesiz "ayakları yere basmak" iyi bir şey olabilir fakat "kriz sonrası olası ekonomik patlama"ya seyirci kalmak, daha büyük bir risk gibi geliyor bana.
Başbakan Yardımcısı, Ekonomiden Sorumlu Bakan Ali Babacan'ın sunduğu programın detayına bakınca, "Hazine müsteşarı seviyesinde" işlenmiş ve hiçbir "siyasi iddia ve risk" barındırmayan yapıyı daha iyi görüyoruz. İki seçim arasında toplamda "sıfır büyüme" öngören ve "riski düşük" Orta Vadeli Program, Başbakan'a seçim meydanlarında çok fazla siyasi risk yüklemiyor mu?
Türkiye; yenileniyor. Küresel kriz ekonominin aktörlerini, siyasi gelişmeler siyasetin aktörlerini yeni baştan tanımlıyor. Medyadan iletişime, teknolojiden tarıma dek her alanda yeni bir Türkiye'nin ayak sesleri kulağımızda... Hal böyle iken eski Türkiye'nin korunması ve "yapısal reformlar" ı dışlayan bir orta vadeli program, "iddiası" açısından sorgulanabilmelidir.
Dikkat edin; Babacan ve ekibinin söylediklerini yapıp yapamayacağı noktasında bir endişeyi dile getiriyor değilim. Endişem, "vasat" taleplerle "iddia taşıyan gelecek" kurulamayacağınadır.
Bir yandan "büyüme özel sektör eliyle gerçekleşecek" diyeceksiniz fakat öte yandan her yıl 800 bin yeni iş yaratacak, istihdamı zıplatıp, sanayinin elektrik, istihdam vergisi gibi girdilerine dair tedbir düşünmeyeceksiniz. Olacak şey mi bu?
Bugün sanayi mevcut haliyle kilosu 1 $ ile 10 $ arasında değişen katma değer üretimine saplanıp kalmıştır. Yarışta bulunduğumuz ülkelerde "nitelikli mal ve hizmet ihracatı" neredeyse yüzde 65'lere varmıştır.
Sanayii ve sanayiciyi dönüştürmeden mevcut yapıları sürdürmek, bana göre Türkiye'nin cesaretini budayabilir.
Bizzat Başbakan'ın ilan ettiği "İstihdam ve büyümeyi" baş tacı eden Cumhuriyet tarihimizin en kapsamlı teşvik paketini bu programda bulmak güçtür.
Ekonominin prangalarına odaklanan bu "OVP" enerjimizin kriz sonrası kanatlarımıza yöneltilmesi daha cesur bir tercih olabilirdi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER