Türkiye'nin en iyi haber sitesi
ÖNERİ-YORUM ŞEREF OĞUZ

Kayıt dışı hemşeri

Kentsel ranta vergi uyulama fikri yeniden gündemde. Gelir Vergisi Kanunu'nda bir kısım değişiklik öngören tasarıyla, kentlerde elde edilen gelir vergilenecek, düşük vergili lüks hayat sorgulanacak.
Büyük kentin nimetleri, bu nimetlere orantılı külfetleri de tanımlamış olacak.
Bu, eskiden beri tartıştığımız bir konu. Mesela İstanbul'un trafiğine araç sokmanın ek bedeli, kente giriş vizesi, gayrimenkule gelen kent değerinden belediyeye pay, vs...
Planlandığı gibi 2010'da yürürlüğe girerse kentte yaşamanın artık "resmen" bir bedeli olacak. Büyükşehir belediyeleri de yepyeni vergilerle donanacak.
Vergi söz konusu olduğunda insanın tüylerinin ürpermesi gayet doğal. Neticede bu bir külfettir ve zaten literatüre de "vergi yükü" diye geçmesi, can yakıcılığındandır.
Bizde ise vergi, iki türlü can yakar:
Birincisi, oranıdır.
Ancak ikinci can yakıcı yönü, kayıtsızlığın sonucudur.
Yıllardır ekonominin yarısı kayıt dışında diye söylenip duran siyasetçileri dinledik. O yarısı kayıt dışındakiler yüzünden kayıt içindekilerin "iniltilerine" tanık olduk.
Bu defa yaşam tarzına konulacak vergilerden söz ediyoruz.
Kayıt dışı olduğu sürece dürüst olanı ezen, ahlaksızı ödüllendiren yeni bir oluşumla karşı karşıyayız.
Kentli insanlar, taşrada yaşayanlardan farklı olarak, kentte yaşama imtiyazının bedelini ödeyecek...
Buraya kadar olanı anlayabiliriz.
Bize dünya örnekleri sıralanabilir, anlatılırsa ikna edilebiliriz.
Fakat temel endişe hiç değişmeyecek. Kentteki kayıt içi hemşeri vergisini öderken, yine aynı kentteki kayıt dışı hemşeri tek kuruş vergi vermeyecek.
Neden? Çünkü o kayıt dışı.
Çünkü vergi, kayıtla bağlantılı bir kavram.
Çünkü kaydın yoksa vergiden de muaf olabiliyorsun.
Peki kent için düşünülen yeni vergiler için de bu geçerli mi?
Tabii ki geçerli.
Aynı kentte, hatta komşu oturduğumuz biri, elektrik idaresine dahi kayıt yaptırmıyor ve hatta elektrik saati takmayıp, parasını bize ödetiyor.
Özellikle rant vergisi, kentin yarattığı zenginliğin karşılığını "adil" paylaştırma esasına dayanıyor.
Kentte bir rant yaratıldığı kesin. Belediyelerin de vatandaşa yaratılan bu ranttan karşılık istemesi, akla yakın görünebilir.
Neticede belediye, kamu kaynaklarıyla yol yapıyor, metro yapıyor ve bir yerin değerini kat be kat artırıyor.
50 bin liralık gecekonduyu birkaç yıl içinde 500 bin liralık mesken haline getirebiliyor.
Belediye de doğal olarak yarattığı bu farktan, kamusal fayda gerekçeleriyle payını almak istiyor.
Bunu gerçekten anlamak mümkündür. Hatta desteklemek de...
Fakat vergiyi ancak kayıt içinde olandan alabildiğimizden ötürü, dürüst, kayıt içinde olan ve şeffaf, hesap verebilir hemşeri, bu kent-rant vergisini ödeye dursun, kent paraziti kayıt dışı hemşeriye hiçbir şey yapamayacağız.
Mesela altyapı yatırımlarının yoğun olduğu bölgelerde değer kazanan binaların rant vergisini nasıl tahsil edeceğiz?
Adamın ruhsatı dahi yok. Bırakın vergi dairesini, belediye ile dahi işi olmamış. Siz buradaki artan rayiçten belediye olarak pay almaya kalktığınızda, zaten kayıt altındaki hemşerinize yükleneceksiniz.
Yanı başındaki "uyanık kayıt dışı hemşeri" için hiçbir şey yapamayacaksınız.
Hal böyle olunca, "seyyanen" kolaylığına kaçıp o yöredeki tüm emlak vergilerini 1.5- 2 kat artıracaksınız.
Kent rantı oluşsun ya da oluşmasın, herkese vergi külfeti bindireceksiniz.
Bilgi altyapısını hazırlamadan, kayıt dışı hemşerisini kayda almadan böylesi bir "kent rantı vergi" sisteminin gelmesini ben son derece adaletsiz ve gayri adil buluyorum.
Değerlenen eve vergi...
Yoğun trafiğe taşıt sokmaya vergi...
Suya vergi, havaya vergi, kentin taşına toprağına vergi...
Bunu anlayabiliyoruz.
Fakat anlamadığımız, kayıt dışı hemşeri lehine haksız rekabet yaratacak olan bu kentsel kayıt dışılıktır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA