YAZARA MAİL GÖNDER Tedarikçin de var olabilsin!

YAZARLAR

Mahatma Gandi "sade yaşa ki başkaları da var olabilsin" der. Bugün pek çok eko-sistemde bu kuralı ihlal edenlerin "dramlarına" tanık oluyoruz. Olacağı buydu demeye dilim varmıyor ama "raf dışı, saf dışı" bırakılan tedarikçileri yoran perakende sektörü şimdi bunun ceremesini çekiyor.
Sektörde raf alanı tahsis ve mağaza yerleşim tercihleri zincirler için farklı bir zenginlik yolu haline gelmişti. Dayandığı mantık şuydu "Eğer rafta isen, yaşarsın, rafta yoksan, ölürsün." Fakat akılsızlık, taşıyıcının (raf), taşınanın (mal, içerik, ürün) önüne geçmiş olmasıydı.
Raf kirası adı altında, adeta diş macunu üzerinden "raf reposu" yapar hale gelen, tedarikçisini "yolan" büyük zincirleri, kamu otoritesi dahi durduramadı.
Repo kelimesini özellikle seçtim. Zira "kayıp yıllar" 90'larda hiper enflasyon ve çılgın faiz dönemlerinde şirketlerin yılsonu bilançolarında "faaliyet dışı kâr" kaleminin, toplam içindeki payı, %90'ları aşar hale gelmişti. Misal o dönemde büyük mağazalar, üreticiden 90 gün vadeli aldığı domatesi, rafında 24 saatte nakde çevirirken hem üründen hem de vade farkından kazanabiliyordu.
Bugün şükür ki faaliyet dışı kâr yollarını denemek için "bahane yok" ama iştah var. Yerli mala raf ambargosu ile cari açığa katkı veren bu tutum, aynı zamanda zincirlerin ana faaliyeti olan "al-sat" dışına çıkmalarına da yol açıyordu ve şimdi de verimsizlik ölümü kapılarını çalmaya başladı.
Tedarikçinin, üreticinin zaten daralan kâr marjlarına el konunca, şimdi zincirin ucundaki mağazalar, aynı akıbeti paylaşır hale geldi. Sade yaşa ki başkaları da var olabilsin. Tedarikçini var edemeyince senin de sadeleşme zamanın gelir, çatar bir zaman...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.