YAZARA MAİL GÖNDER Yalan yazma hürriyeti mi, sansür mü?

YAZARLAR

Sonunda bu da oldu. Bir gazetenin okur temsilcisi, bir başka medya grubunu sansürcülükle itham etti. Gerekçesi şu: 'Cevap ve düzeltme hakkı'nı mahkeme aracılığıyla kullanmak.
Ne tuhaf! Bir ombudsman, habere konu kişi ve kurumların Basın Kanunu'ndan ve diğer kanunlardan kaynaklanan haklarını kullanmalarına karşı çıkıyor.
Bakın ne diyor Mahkeme Kararıyla Sansür (Hürriyet, 28.04.2014) yazısında Faruk Bildirici: "Bir gazeteci ya da gazete sahibi, başka bir gazetedeki yazı ya da haberden "hoşlanmadığı"nda, o yazıya karşı görüşünü kendi gazetesinde yayımlar. Dahası, yanıt hakkını kullanmak için girişimde bulunabilir. Nitekim Türkiye basın tarihi, yazar ve gazete sahiplerinin renkli polemikleriyle doludur.
Turkuvaz Medya, bu geleneksel yöntemleri yeterli bulmuyor olacak ki, Mehmet Yılmaz'ın, 30 Ocak'ta Hürriyet'te yayımlanan "Bu davaya sonunda Yüce Divan bakacak" ve 3 Şubat'ta yayımlanan "Tapeleri meclis kürsüsünde yayınlayın" başlıklı yazılarına, kendi gazeteleri Sabah ve Takvim'den ya da televizyonlarından yanıt vermek yerine soluğu mahkemede aldılar."
İnsan gerçekten hayret ediyor. Sanki Doğan Grubu hiçbir gazeteye ve gazeteciye dava açmamış.
Turkuvaz Medya olayı mahkemeye, yani ait olduğu yere, taşımasaydı Hürriyet'in yalan haberlerle okurunu bilinçli bir şekilde yanıltma kararlılığı sürmüş olacaktı. Sadece Hürriyet okuyan ve Hürriyet yazarları tarafından konsolide edilmiş okurların Sabah'ın yanıtından haberi olmayacaktı. Üstüne bir de "İşte görüyorsunuz! Hükümet medyası muhalif basın üzerinde baskı uyguluyor" şeklinde mağduriyet yaygaraları koparılacaktı.
Anlaşılan Bildirici, eski Türkiye'nin 'gazeteler aracılığıyla horozlanma' geleneğinin devamından yana. Renkli polemikler tarafından tekrar tekrar üretilen ve okuyucunun ilgisini çektiği düşünülen kutuplaştırıcı sirk kültürü sürsün istiyor. Gladyatörler çarpışsın, herkes kendi küçük dairesinde çalsın oynasın.
Ombudsmanın 'geleneksel yöntemleri savunması' bir yana, tırnak içerisine alınan 'hoşlanmamak' tabiri nasıl keyfi bir ölçüte işaret ediyor, anlamadım. Böyle yaparak konuyu doğruluk-yanlışlık bağlamından çıkarıp hoşlanma-hoşlanmama bağlamına mı sokmuş oluyoruz?
Bir cümlede "Yanıt hakkını kullanmak için girişimde bulunabilir" derken hemen altındaki yazıda "Hürriyet Yazı İşleri, hukuki hiçbir gerekçesi ve temeli olmayan bu ihtarnameleri yayınlamanın doğru olmayacağı kanısında" diyebiliyor. Bu çelişkileri göremiyor.
Mahkemeye başvurulmasını, "Soluğu mahkemede aldılar" diyerek kendince iğneliyor. "Turkuvaz Medya Grubu kanundan kaynaklanan yasal süre içerisinde başvuru hakkını kullandı" diyemiyor.

Yazarın temsilcisi mi?

Gelelim işin esasına...
Bildirici yazısında açıklamıyor ama konu Mehmet Yılmaz'ın yazılarının içeriğiyle ilgili. Sözü edilen yazılar Turkuvaz Medya Grubu'nun sermaye yapısı hakkında 'kulaktan dolma' iddialar içeriyor. Önlerine iki sayfalık 'neyi nasıl anlamalıyız' yazıları eklenmiş kaset dökümleriyle yürütülen algı operasyonunun aparatı haline gelmekte bir sorun görmeyen Yılmaz okuru yanıltıyor. Basit bir araştırmayla saniyeler içerisinde ulaşılabilecek bir bilgiyi çarpıtıyor; iddiaları ispat gibi sunarak iftira atıyor.
Okur Temsilcisi ise okurun değil yazarın avukatlığına soyunuyor. İktidara muhalif olmak adına, gazete yazarının kendi iktidarını suiistimal etmesine çanak tutuyor. Kendisini ombudsmanı olduğu gazeteyle, Sabah gazetesini de iktidarla özdeşleştirme yanlışlığına düşüyor.
Başbakan Erdoğan'ın avukatlarının başvurularına atıf yaparak "Gazeteci ve siyasetçinin böylesi işbirliğinin eşine az rastlanır bir durumdur herhalde" şeklinde yakışıksız imalarda bulunuyor. Turkuvaz Medya'nın başvurularının kendi tüzel kişiliğine yönelik saldırılar nedeniyle olduğunu ve diğer başvurularla bir ilgisinin bulunmadığını açıklamıyor.

Yalan yanlış bilgiler
Bildirici ne yazık ki okuru yanlış bilgilendiriyor
. Şu cümleyi birlikte okuyalım: "Sulh Ceza Mahkemesi, bu talebi dosya üzerinden inceleyerek reddetti. Ancak Turkuvaz Medya'nın karara itirazını görüşen Asliye Ceza Mahkemesi -basın özgürlüğü adına- ne yazık ki, talebi kabul etti." Şimdi de bu cümlenin neden yanlış olduğunu açıklayalım.
Turkuvaz Medya iki yazıyla ilgili olarak iki ayrı başvuru yaptı. Sulh Ceza Mahkemesi her iki başvuruda da Turkuvaz Grubu'nun talebini haklı buldu. Hürriyet gazetesi iki karara da itiraz etti ama itirazları Asliye Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi.
Kısaca, sonuç aynı ama süreç Bildirici'nin anlattığı ve kimi medya sitelerinin sorgulamadan manşet yaptığı gibi değil. Davalar 5187 sayılı Basın Kanunu 14. maddesine ve 5651 sayılı İnternet Yasasının 9. maddesine (değişiklikten önceki haline) dayanarak açıldı. 14. madde, "kişilerin şeref ve haysiyetini ihlâl edici veya kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayım yapılması" ile ilgili. Her iki kararda da Mehmet Yılmaz'ın yazılarının "talepte bulunanın şeref ve haysiyetini incitici, kişilik haklarına saldırı niteliğinde" olduğu açıkça belirtildi.
Burası önemli. Yılmaz'ın gazetecilik ayıbı mahkeme tarafından sabit bulundu. Hürriyet, sansür laflarının ardında bunu mu saklamaya çalışıyor?
Bir yandan... Tekzip metinlerini yayımlamamayı marifet sayıyorsunuz... Habere konu kişi ve kurumların cevap ve düzeltme haklarına saygı göstermiyorsunuz...
Diğer yandan... Kanuni hakkını kullanan bir kurumu sansürcülükle itham ediyorsunuz...
Anlaşılır şey değil...

BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.