YAZARA MAİL GÖNDER Gazetecinin kimliğini gizlemesi

YAZARLAR

Deneysel gazetecilikle ilgili şöyle bir fıkra anlatılır:
Genç ve güzel bir kadın barda yalnız başına oturmaktadır. Kapıdan giren genç bir adam hemen yanındaki sandalyeye oturup kadına selam verir. Aradan on saniye bile geçmemiştir ki genç kadın avazı çıktığı kadar bağırmaya başlar: "Ben o sizin bildiğiniz kadınlardan değilim. Lütfen beni rahat bırakın."
Genç adam şaşkındır. Baştan aşağı kızarır ve kalkıp içerideki masalardan birine geçer. Bir süre sonra kadın mahcup bir eda ile yanına gelir ve "Beyefendi, kusura bakmayın" der. "Ben gazeteciyim. İnsanların utandırıcı durumlara karşı nasıl tepkiler verdiğini anlatan bir yazı hazırlıyorum. Bu yüzden size öyle bağırdım." Genç adam bir saniye düşündükten sonra avazı çıktığı kadar bağırmaya başlar: "Neee! 200 Dolar mı? Böyle anlaşmamıştık ama!"
Sanırım kimse bu hikayede anlatılan gazetecinin yerinde olmak istemez. Olmamalıdır da zaten.

Her yol mubah mı?

Rivayet odur ki Jack London, Uçurum İnsanları kitabını yazmak için kılık değiştirip Doğu Londra'nın yoksul mahallelerinde yaşamış. Nadiren uğradığı ucuz bir oda tutmuş, pejmürde kıyafetler giyip sokaktaki yoksul ve evsiz insanların arasına karışmış. O gariplere, sanki onlardan biriymişçesine numara yapmış. Şüphesiz bunu yaparken ulvi bir gaye gütmüş, toplumsal sorunlara dikkat çekmek istemişti. Öte yandan Uçurum İnsanları şu ahlaki tartışmayı da beraberinde getirdi: Gayenin yüceliği vasıtayı meşru kılar mı? Amaca ulaşmak için her türlü aracı kullanmak caiz midir? Sözgelimi, ezilen insanların sorunlarına dikkat çekmek için onları kandırmanız, kim olduğunuz hakkında onlara yalan söylemeniz mazur görülebilir mi?
Cengiz Aytmatov'un Dişi Kurdun Rüyaları romanı da benzer bir konuya eğilir. Genç Komünistler adlı mahalli bir gazetede çalışan genç Abdias haşhaş kaçakçılığı konusunu ele almaya karar verir. Adeta bir ajan gibi çalışarak bağlantılar kurar. Mevsimi geldiğinde beyaz zehir tacirleriyle birlikte yola çıkar. Amacı haşhaşın kötülükleri ve haşhaş ticaretinin nasıl yapıldığı konusunda aydınlatıcı bir makale yazmaktır. Zamanla ortaya çıkar ki mesleki kaygılarla insani kaygılar her zaman örtüşmemektedir. Genç Abdias makalesini yayımlatabilmek bir yana bu yolculukta kaybolur.

Sürükleyici değil takipçi

Bir başka örnek olarak gizli görevle sokak çetelerine katılan polisleri ele alabiliriz. Ya da terör örgütlerine sızan istihbarat görevlilerini... Pek çok dava göstermiştir ki görevleri sadece izlemek ve rapor etmek olan bu kişilerden bazıları kimlikleri açığa çıkmasın diye bu çete ve örgütlerin işledikleri suçlara ortak olmuştur. Hatta aralarından olayı ve kendilerini önemli hale getirmek amacıyla suçu örgütleyen ve teşvik edenler çıkmıştır.
Gazetecinin durumu biraz da buna benzer. Haberi bulmak ile haber olmak aynı şey değildir. Kimlik gizleyerek hatta kendisini olup bitenlerin bir parçası haline getirerek gazeteci hem kendisini hem de kamuoyunu yanıltır. Aynı şey dezavantajlı gruplar üzerinde yapılan gözlemler ya da bilinç ölçme deneyleri için de geçerlidir. Bir fizik kuralına göre iki katı cisim aynı anda aynı yerde bulunamaz. Bir kılığa bürünmek, sizi o kılığın insanı yapmaz.
Gazetecilik sadece anlatı düzeyinde değil pratikte de şeffaf ve açık olmalıdır. Hukuk ve ahlak kurallarına uygun şekilde yapılmalıdır.
Basın, politikacılardan ve diğer vatandaşlardan beklediği dürüstlüğü kendisi de göstermelidir. Gazeteci haberin sürükleyicisi değil, takipçisi ve anlatıcısı olmalıdır. Unutmayalım; toplum bir laboratuvar, gazeteciler bilim insanı ve insanlar deney fareleri değildir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.