Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Sel felaketinin faturası ağır oldu ama o sadece bir uyarıydı. Asıl tehlike kapıda bekleyen İstanbul depremi…
Uzmanlar yıllardır feryat ediyor; "bi şey yapmalı!"
Biz de zaman zaman geç kalmanın nelere mal olabileceğini bu köşede dile getirip, öncelik İstanbul'da olmak üzere "fay hattı" ndaki kentlerin acilen masaya yatırılması gerektiğini yazdık. Felaket yaşandıktan sonra gözyaşı dökmenin yararı yok. Şimdi bir kez daha yazıyorum. İstanbul depremi için ne yapıyoruz?
29 Mart'ta yapılan yerel seçimler sırasında, Tüm Mühendisler ve Mimarlar Birliği Platformu (TMMBP) Genel Başkanı Remzi Kozal çarpıcı bilgiler göndermişti.
Kozal'a göre Türkiye'de yaklaşık 1 milyon bina, herhangi bir depreme gerek kalmadan kendiliğinden yıkılabilecek durumdaydı… İnsan inanamıyor ama söylenen şey sıradan bir şey değil 1 milyon binadan söz ediyoruz… İçinde, çevresinde bin değil milyonlarca insan yaşıyor. Bu çok açık şekilde ölümü bekleyen milyonlarca insan demek…
Mimar Kozal işin vahametini şu sözlerle dile getiriyor:
"1 milyon bina depreme gerek kalmadan da yağmur, kar gibi etkenlerle ya da kendiliğinden yıkılabilecek binalar. Deprem, heyelan, yangın ve benzeri afetlerden zarar görmemek için süratle yurdumuzu baştan inşa etmek zorundayız."
Belki de asıl yapılması gereken eski İstanbul Mimarlar Odası Başkanı Oktay Ekinci'nin dediği gibi bir "açılım"ın da kentler için yapılması. Yapılmalı aksi halde İstanbul, bugün yaşanan acının on katını yaşayabilir. Bunu sadece bilim adamları değil, İstanbul'un yapı stokunu iyi bilen müteahhitler de söylüyor.
Örneğin Yaşar Aşçıoğlu ve Ali Ağaoğlu… Bu iki müteahhit yıllardır neler olabileceğini anlatıp duruyorlar.
"Yapı Bakanlığı"
kurulmasını isteyen Yaşar Aşçıoğlu şöyle diyor:
"Ülkenin kalkınmışlığı yapıların kalitesiyle belli olur. Vizyon başkenti İstanbul bana göre Tanzanya'dan daha kötü yapılaşma içinde. Eğer insanlarımızı seviyorsak bu yapıların ivedilikle düzeltilmesi lazım çünkü beklenen deprem insanları öldürecek."
Ali Ağaoğlu
, geçmişin günahlarını da üstlenerek daha ürkütücü bir tespit yapıyor:
"60'lardan beri inşaat işleriyle uğraşıyorum. Gecekondudan değil bugünün en lüks semtlerden söz ediyorum. Bir sürü inşaat yaptık. Babam hem inşaat, hem de inşaat malzemesi satıcılığı yapıyordu. Anadolu yakasındaki inşaatların yüzde 80 malzemesini babam vermiş. Sattığımız kumu çakılı biliyorum, yüzde 30'u midye kabuğu, yüzde 20'si balçıktı. Kullandığımız malzeme bu. Demir çıt diye kırılır, tuzlu su, kum kötü işçilik ise hepsinden kötüydü… İstanbul'un yapı stokunu benden iyi bilen yoktur. Binalarımızın çoğu maalesef yıkılacak durumda…" "

Ordu dahi giremez İstanbul'a"

Ağaoğlu İstanbul'daki bu durumun nelere yol açabileceğini de çarpıcı bir dille anlatıyor:
"Türkiye yıkılsa İstanbul, Türkiye'yi ayağa kaldırır ama İstanbul yıkılırsa Türkiye'nin dirliği kalmaz. Ordu dahi giremez İstanbul'a. Milyonlarca can, milyarlarca dolar ekonomik kayıp yaşanır."
Peki, ne yapılabilinir?
Ağaoğlu İstanbul'un eski yapı stokunun yıkılıp yeniden yapılabileceğini söylüyor:
"Üstelik 1 lira kaynak koymadan. Yani Vatandaşa rant vererek yapılır silah zoruyla yapılmaz. Mesela 20 ev varsa 25 eve çıkaracak. Yani kişiye değil, vatandaşa verilecek. Bunun için adam gibi bir yasa çıkartıp betonlaştırmadan çağdaş planlarla kentsel dönüşüm yapılsa. İstanbul'u 8 - 10 senelik bir periyotla yenilenir."
Aşçıoğlu ise bunu kimin ve nasıl yapacağını radikal bir dille anlatıyor:
"Türkiye ve İstanbul'u yönetmek herkesin harcı değil. Yönetmek için bir ayağınız mezarda, bir ayağınız da cezaevinde olması lazım. Kötü niyetli olmadan, yanlış yapmaktan korkmadan, hapse girme riskini alarak ancak bu değişim yapılır ve memlekete hizmet edilir."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
;