Türkiye'nin en iyi haber sitesi
MAHMUT ÖVÜR

BDP, "Türk'ün hassasiyeti"ni dikkate alıyor mu?

Dokunulmazlıklar kaldırılacak mı kaldırılmayacak mı?
Bunun için sadece iktidar partisinin değil, BDP'nin de yapması gerekenler var.
Ne yazık ki BDP, 2011 seçimlerinden bu yana birçok konuda üzerine düşenleri hakkıyla yerine getirmiş değil. Son günlerde BDP'li siyasi aktörlerin iyi niyetli açıklamalarını izliyorum, hepsi iktidardan ne beklediklerini söylüyor.
Peki, kamuoyu BDP'den ne bekliyor?
Şimdi biraz geriye dönüp dokunulmazlık meselesine nereden geldiğimize bakalım.
PKK'nın şiddeti yükselttiği bir süreçte BDP'li milletvekillerinin PKK'lılarla buluşması sivil siyasete ipotek koyduğu gibi kamuoyu hassasiyetini de artırdı.
BDP ise bu hassasiyeti dikkate aldığını gösteren hiçbir şey yapmadı.
Kürt meselesinin çözümünde işin uzmanlarının sık sık dile getirdiği bir formül var: "Kürdün onuru, Türkün hassasiyeti" dikkate alınmadan bu sorun sağlıklı çözülemez.
BDP, bu formülün gereğini yerine getirmediği gibi daha hırçın çıkışlar yaptı.
Ama ilginçtir, BDP'nin göstermediği hassasiyeti PKK gösterdi. O buluşmadan hemen sonra Murat Karayılan bir açıklama yaptı.
Açıklamada buluşmaya övgüler dizen Karayılan, BDP'ye deyim yerindeyse "siyaset dersi" verdi:
"Bu konuda bana göre BDP'liler daha fazla Türkiye gerçeğini göz önünde bulundurmalı."
Yani silahlı mücadeleyi yürüten Karayılan, sivil siyaset yapan BDP'yi, Türkiye şartlarını göz önünde bulundurmamakla eleştirip uyardı.
Onunla da yetinmedi, o buluşmayı gerçekleştiren PKK'lılara ilişkin de şunları söyledi:
"Biz o birimin davranışını da yerinde görmedik. Onun için sanırım ilgili makamlar o birim komutanını görevden almışlardır."
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, legal siyaset yapan BDP, PKK kadar bile Türkiye kamuoyunun hassasiyetini dikkate alıp bir işlem yapmıyorsa burada ciddi bir siyaset sorun yok mu?
BDP o kucaklaşmanın sivil siyaset adına yapılmaması gerektiği söyleyecek bir formül bulup kamuoyunu yumuşatabilirdi.
Görünen o ki, BDP iktidarı yanlışa sürükleyerek zora sokmak istiyor.
Bunun kimseye yararı olmaz.
BDP'lilerin cezaevine girmesi belki bir süre "mağduriyet" üzerinden siyaset yapmalarına yol açar ama ortak yaşama zeminine de çok zarar verir.
Bu nedenle Meclis'in 90'lardaki o hatayı tekrar etmeyeceğini, BDP'nin de yeni bir formülle devreye gireceğini umuyorum.
Çünkü anahtar BDP'nin elinde.
Hele Meclis'in gündeminde önümüzdeki süreci derinden etkileyecek ve terör suçlarına "şiddet" şartı getiren 4. Yargı Paketi varken...

PKK'nın paradoksu
Sivil siyaset ve siyasi mücadeleden söz etmişken PKK siyasetindeki bir paradoksa da dikkat çekmek istiyorum. Birkaç gün önce PKK'nın Avrupa Sorumlusu eski milletvekili Zübeyir Aydar'ın açıklamaları yayınlandı.
Aydar, gazeteci Aslı Aydıntaşbaş'ın Suriye'ye ilişkin sorularını yanıtlarken siyasi mücadeleye dair çok çarpıcı bir tespit yapıyor.
Suriye'deki iç savaşı kastederek şöyle diyor:
"Silahlı gruplar devreye girmeseydi, Esad çoktan yıkılmış olacaktı. Günde 500 bin kişinin katıldığı gösterilere daha fazla dayanamazdı."
Ne kadar ilginç değil mi? Aynı şeyi kendileri neden Türkiye'de yapmıyor? Suriye'de siyaset yapma zemini daha mı güçlü? Ayrıca Başbakan Erdoğan'ın sık sık "Gelin siyaset yapın" çağrısı varken...
PKK bu çağrıya, devrimci halk savaşıyla karşılık verirken dönüp Suriye muhalefetine siyasi mücadele önermesi akıl alır gibi değil.
Bu işte bir gariplik yok mu?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA