YAZARA MAİL GÖNDER Gezi Parkı mesajının gereği yapılacak mı?

YAZARLAR

Siyasetin, Taksim Gezi Parkı'nda yaşananlardan nasıl bir ders çıkaracağı çok önemli. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik çıkartılacak dersin ilk ipucunu verdiler: "Mesaj alınmıştır."
Keşke bu mesaj daha önce alınsaydı. Ancak hâlâ geç değil. Eğer mesaj alındıysa onun gereği de hemen yapılmalı.
Ve işe Gezi Parkı'na polisi yönelten, orantısız müdahale ettiren ve süreci iyi yönetemeyen kent yöneticilerinden başlanmalı. Taksim eksenli bir çevre hareketi eğer kısa sürede Türkiye'yi sarsan bir eyleme, hatta giderek Türkiye'nin önünü kesen bir operasyona dönüştürülüyorsa, bu öngörüde bulunamayanlar ve o yolun açılmasını "gazla, yangınla, saldırıyla" sağlayanlar mutlaka hesap vermeli.
Önceki gün Taksim Platformu'nu oluşturan, destek veren gençlerle konuştum. Samimi duygularla İstanbul'a sahip çıktıklarını söyleyen gençlerden biri şöyle diyordu:
"Bu eylemi mecrasından çıkartmak için çaba harcandığını görüyor ve çok üzülüyoruz. Elimizden geldiğince onlarla aramıza mesafe de koyuyoruz. Koyuyoruz çünkü Türkiye üzerine oyunlar oynandığının biz de farkındayız. Ama işi bu noktaya polis operasyonu getirdi. Bunun sorumlusu Eminyet Müdürü derhal görevinden alınmalı. Bu süreci iyi yönetmediler. O zaman biz de geri çekiliriz ve farklı bir noktada olduğumuzu gösteririz."
Türkiye'de ne yazık ki iktidarlar böyle durumlarda bir yetkiliyi görevden almayı "zafiyet" olarak görüyor. Oysa çağdaş demokrasilerin olmazsa olmaz kuralı bu: Hata yapan hesabını öder. Bugün bunun gereğini yapmazsan yarın daha ağır bir bedel ödeyebilirsin. Çünkü 5 gündür yaşananları sadece provokatörlerin becerisi büyütmedi.
Kimse de "tepeden emir veriliyor" ucuz gerekçesine sığınmasın. Şehir yöneticisi kendi şehrini tanımalı ve ona göre bir çözüm üretmeliydi. Otobüs ve gemi renklerini halka seçtiren bir şehir aklı, şehrin en "siyasi meydanı"ndaki değişikliği neden halka sormaz?
"Her işte bir hayır vardır" derler. Umarım daha kötü bir noktaya gitmez ve henüz başında olduğumuz demokrasiye "müzakereci ve katılımcı" bir içerik kazandırarak derinleştiririz. Kim bilir belki o zaman Taksim'e de yeni bir bakış açısıyla bakar, Hilton otelini de içine alan o bölge istimlak edilerek bir Central Park'a dönüştürülür.

Okyanusu geçip derede boğulmak

Kuşkusuz hâlâ süren olayların, sokakları yaşanmaz hale getiren öfke ve nefretin tek nedeni de bu değil.
İç ve dış çok sayıda etken var. İçeride kendisinin dışlandığını düşünen bir toplumsal kesim var. Bu kesimlerin bir kısmı iflah olmaz nefret taşısa da ikna etmek, yanlış algıyı değiştirmek iktidarın görevi. Hele Kürt meselesi gibi 100 yıllık bir sorunu çözmeye çalışırken bunu yapmak çok daha gerekli.
Sadece son bir aya bakın. Tarihinin en büyük ihalelerini açan, üçüncü köprüyü yapan, derecelendirme kurumlarınca notu artırılan, dünyanın yatırım yapılan ülkesi olan, IMF'ye borcunu kapatan, hatta Cenevre konferansında tek farklı tavır koyan bir Türkiye, gelip Gezi Parkı'na takılıyor.
Akıl alacak gibi değil. Okyanusu geçip, derede boğulmak buna denir.
Bunu cesaretle aşmanın tek yolu, barış dili ve daha fazla demokrasidir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.