YAZARA MAİL GÖNDER Hiçbirimiz masum değiliz ama...

YAZARLAR

Halepçe'de 16 Mart 1988'de 5 bin Kürt insanı, Saddam Hüseyin'in kimyasal silahlarıyla öldürüldüğünde de dünya sessizliğe gömülmüştü.
Türkiye o kritik süreçte de Saddam'ın saldırılarından ülkesini terk eden Kürtlere kucak açmış, yaralarını geçici de olsa sarmaya çalışmıştı. Dönemin Başbakanı rahmetli Turgut Özal tam da bugünkü gibi Türkiye'nin bölge politikalarına karşı çıkanlarca eleştirilmiş, hatta bir kısmı sınırın kapatılmasını savunmuştu.
Manzara bugün de çok değişmiş değil. O gün Saddam bugün Esed... O gün Sovyet yapımı MİG uçakları kimyasal bombalarla Halepçe'yi yerle bir etmiş, bugün adı değişse de Esed, aynı Rus yapımı uçaklarla halkını yok ediyor. Dünya da izliyor.
Halepçe'den sonra Barzani ve Talabani'yle görüşmek için gittiğim İran'da uzun bir süre kalmış ve Saddam'ın saldırılarından kaçıp çaresizce İran'a sığınan onlarca Kürdün trajedisine tanık olmuştum.
Kürdistan Halk Partisi Başkanı rahmetli Sami Abdurrahman'la her konuştuğumda (yıllar sonra Irak Kürdistanı'nda bombalı saldırıda öldürüldü) hep aynı çaresizlikten söz ediyordu:
"Dünyanın bu kadar ilgisiz kalacağını hiç düşünmemiştim. Çok çaresiz durumdayız. Kimyasal silahlarla yaralanan onlarca insanımız geliyor ama hiçbir şey yapamıyoruz. İran'daki olanaklar da yetersiz. Fransa'ya, Almanya'ya göndermek istiyoruz ama bizi oyalayıp izin vermiyorlar."
Dünya bu kez de Suriye'de katledilen çocukların ölü bedenlerini aynı vurdumduymazlıkla izliyor.
Ve hâlâ Esed diktatörlüğünün kimyasal bomba kullanıp kullanmadığının araştırılacağından söz ediyor.
Rusya'nın tavrı daha da ürkütücü... Duma'dan bir yetkili şöyle diyebiliyor: "Bu yalana inanmıyorum. Bunu olsa olsa muhalifler yapar."
İşte "menfaat" üzerine kurulu ikiyüzlü dış politika bu... Bugün Türkiye'de mevcut hükümete muhalefet eden kesimler de böyle bir dış politikadan söz ediyor. Dedikleri de üç aşağı beş yukarı şu: "Dış politikada hisler değil, hakikatler ve menfaatler ağır basar."
Suriyeli o çocukların ölü bedenlerine bakıp, hâlâ "ülke menfaatleri"nden söz ediliyorsa orada insanlık ölüyor demektir.
Merak ediyorum, bugün Türkiye'nin Suriye'de öldürülen bebelere ve bölgesindeki katliamlara tepki gösteren tavrını beğenmeyenler ne öneriyor?
Suriye'de bir katliam var, çocuklar dahil binlerce insan öldürülüyor. Peki, komşunuzda bu trajedi yaşanırken siz "görmedim, duymadım, bilmiyorum" mu diyeceksiniz, yoksa sesinizi çıkartıp o katliama "dur" mu diyeceksiniz?
Mısır'da bir darbe var ve darbeciler dünyanın gözü önünde insanları katlediyor. Katledilen halkın temsilcisi olan Müslüman Kardeşler örgütü ise bu katliama rağmen şiddete başvurmayacağını söylüyor.
Bu durumda siz olsanız ne yapardınız? Darbecileri mi desteklerdiniz, yoksa seçimle gelen iktidarın yıkılmasına karşı çıkanları mı? Ya da "Ne haliniz varsa görün ben hislerle hareket etmem, menfaatime bakarım" deyip "sessiz" mi kalırdınız?
Doğrusu şarkı sözündeki gibi belki hiçbirimiz masum değiliz ama "menfaatler" uğruna bu kadar pervasızca katillerin suç ortağı da olunmaz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.