YAZARA MAİL GÖNDER Özal'dan Erdoğan'a 'yolsuzluk' tuzağı

YAZARLAR

Siyasete kurulan tuzak ilk değil, son olacak gibi de görünmüyor. Ama bu kez tuzak tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı. İstenseydi bile bu kadar açık edilemezdi. Seçime üç ay kala devreye sokulan bu operasyonun hedefi tek: AK Parti hükümetini çökertmek. Siyasetle başarılamayanı operasyonla yapmak. Yolsuzluk suçlamaları bu gerçeği gölgeleyemez. CHP'nin sevinci de bunu gösteriyor. Ama hemen sevinmesinler, aynı siyasi gelenekten gelen Başbakan Erdoğan gibi güçlü bir siyasi aktöre tuzak kuranlar, birilerinin hayalindeki CHP-MHP koalisyonunu kısa sürede "şamar oğlanı"na çevirir ve ellerinde oynatır. Hedef belki de bu. Türkiye'yi istedikleri gibi yönetmek. 100 yıllık Kürt meselesinin demokrasi içinde çözülmesini engellemek ve Türkiye'nin bölgesel ilişkilerini sabote etmek.
Bu uluslararası boyutu da olan soğuk savaş dönemi aklıdır ve bize hiç yabancı değil. Rahmetli Özal'a yapılanları hatırlayın. Kürt meselesini çözmeye kalktığında başına neler geldi. Tıpkı bugünkü gibi "sivil diktatör" manşetleri atıldı, "tek adam olma hevesi"nden söz edildi. Ardından da 1991 seçim sürecine gidilirken, "Koskotas Dosyaları" olarak bilinen 140 yolsuzluk dosyası gündeme getirildi.
Muhalefet lideri Demirel de, "ANAP'tan hesap sorulacak, yolsuzlukların üzerine gidilecektir" diyerek büyük bir kampanya başlattı ve seçimi kazandı. Peki, sonra ne oldu? 90'larda gördük, o dosyalardan bir şey çıkmadı. Ama şu başarıldı: Türkiye kan gölüne döndü, iflasın eşiğine geldi ve Kürt sorunu da çözülmedi.
Bugün önümüze konulan "yolsuzluk" meselesi de böyle bir proje. Tabii bu yolsuzluk varsa üzerine gidilmeyeceği anlamına gelmez. Ama Cemaat ve çevresi, toplumların hassasiyet gösterdiği "yolsuzluk" üzerinden farklı bir algı inşa etmeye çalışıyor.
Nasıl Ergenekon sürecinde hepimizi "vesayet rejimi geri gelir" diyerek korkutup kendi hesaplaşmalarını yaptılarsa şimdi de aynı şey yolsuzluk üzerinden yapılıyor.
Nedim Şener, Ahmet Şık olayında olduğu gibi... Kim bilir böyle kaç tuzak kuruldu ve biz o tuzakların üzerine "tarihsel korkumuz Ergenekon"la mücadele nedeniyle yeterince gidemedik. Yıldıray Oğur'un deyimiyle "Az kullanılmış aptallar" durumuna düşürüldük. Tabii solun, Kemalistlerin ve eski Türkiye özlemcilerinin "Ergenekon davası"nın esasını görmezden gelmeleri da bu durumu kolaylaştırdı.
Peki, Ergenekon'la mücadele ettiğini söyleyenler (siyasi iktidar olmasaydı yapabilirler miydi?), yolsuzluklar karşısında bu kadar hassaslarsa neden onca yıl her şeyi ve herkesi dinledikleri halde Ergenekon çevresinin yolsuzlukları üzerine hiç gitmedi?

Kürtler tuzağa düşmemeli
Sadece 28 Şubat sürecinde onlarca banka soyuldu. 100 milyar dolara yaklaşan hortumdan söz edildi. Bu konuda açılmış bir tek dava var mı? Darbe planlıyorlar, cinayet işliyorlar ama parayla ilişkileri yok. Olacak şey mi?
Bu yapılmadığı gibi başta İsrail'le yakın ilişkisi bilinen Çevik Bir dahil, bütün 28 Şubatçılar tahliye edildi. Gerekçe "tutuksuz yargılama" arzusu olsa BDP'li milletvekilleri de bırakılırdı; ama bırakılmıyor. Bu bile "yolsuzluk" iddiasının toplumu etkilemek için bir perde olarak kullanıldığını gösteriyor.
Kürt ve sol siyasetçilerin bu gerçeği görmeden açlık grevi başlatmasına ne demeli? Özellikle Kürtler bu tuzağa düşmemeli. Tabii iktidar da artık Türkiye'yi korku cumhuriyetine döndüren güçlerden arındırmalı. Ve Uludere'den 7 Şubat'a hatta Yüksekova olaylarına uzanan kirli ilişkiler açığa çıkartılmalı... Aksi halde bu tuzaklar sürer.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.