Türkiye'nin en iyi haber sitesi

İsrail -Türkiye ilişkilerinin one minute çıkışından sonra düşüşe geçtiği biliniyor. Bu gerilimin Türkiye'nin iç siyasetini nasıl etkileyeceği daha o günlerden itibaren konuşulmaya başlandı. Ama asıl kopuş Mavi Marmara meselesiyle oldu. İsrail ve kapsama alanındaki güçlerin Türkiye iç siyasetine etkilerini o tarihten sonra daha net görür olduk.
O günlerde şöyle deniyordu: "AK Parti, İsrail'le kavganın bedelini öder, başına ne işler açılacağını göreceğiz." Onlardan biri de Fethullah Gülen'di. Mavi Marmara sonrası açıklamasını hatırlayın.
Benzer bir yaklaşım laik aydınlarda da vardı. Doğrusu bu tahminlere yakın gelişmeler de oldu. ABD- İsrail hattının hatta Batı dünyasının Türkiye'nin iç siyasetini ne kadar etkilediğini, Gezi'den 17 Aralık darbesine birçok olayda gördük. İlginçtir bu durum, 12 Eylül 2010 referandumuyla askerden, yüksek yargı kurumlarından umudunu kesen siyasi partilere ve bürokratik kesimlere yeniden "AK Parti iktidardan gider" umudu verdi.
Gezi'de, 17 Aralık'ta "ABD, AKP'yi çizdi" yaklaşımları bu düşüncenin ürünüydü. Bu da Türkiye'nin eski siyasi aklının, toplumu kazanmak yerine "dış desteğe" umut bağladığının işaretiydi.
O işaretin işe yaramadığını 30 Mart seçimleri gösterdi. Umutlar boşa çıktı. Gülen Cemaati'nin her türlü kirli operasyonuna, dış basının her türlü kuşatmasına rağmen AK Parti, onların umduğu gibi yüzde 30 değil, 45 oy alarak onları bir kez daha hayal kırıklığına uğrattı.
Şimdi 10 Ağustos'ta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine gidiyoruz. Gezi'yi, 17 Aralık'ı planlayanlar, Anayasa Mahkemesi gibi kurumları devreye sokanlar bu gidişatı engelleyemedi ve çaresiz kaldılar. Belki de bu çaresizlik yüzünden Soma'da yaşanan facia üzerinden bile bir son çıkış denediler ama onu da kimi "müstahaktır" kimi de "ne şehittir ne gazi" diyerek çirkince yaptılar.
Tüm bunları yaparak ülkeye tarihinin en sıkıntılı ve zor günlerini yaşatacaklarına, dönüp halka gitseler ve AK Parti'nin yapamadıkları üzerinden bir siyaset geliştirselerdi hem kendileri hem de ülke kazanırdı. Ama ne yazık ki "fıtrat"ları buna izin vermedi. Kurbağa- akrep hikâyesinde olduğu gibi akrep, akrepliğinden vazgeçmedi.
Şimdi başa dönüp, Türkiye- İsrail ilişkilerine tekrar bakalım. Önceki gün Başbakan Erdoğan, grup toplantısında Soma faciası nedeniyle destek veren ülkelere teşekkür etti. Hepsi önemliydi ama İsrail'e teşekkürü daha dikkat çekiciydi. Çünkü Türkiye -İsrail ilişkilerinde yeni bir dönemin işareti vardı o açıklamadı.
Bir süre önce Mavi Marmara sürecini iyi bilen bir siyasiyle konuştuğumda şöyle diyordu: "Akdeniz'deki doğalgazın Avrupa'ya taşınması meselesi Türkiye- İsrail ilişkilerinin böyle gitmeyeceğini gösteriyor. Yakında İsrail'den Türkiye'ye yönelik daha sıcak ve samimi mesajların gelmesi kaçınılmaz. Hem Mavi Marmara meselesi bitti hem de yeni ilişki kuruldu ama ne zaman açıklanacağı bekleniyor."
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken, Türkiye -İsrail yakınlaşması adına atılacak adımların dış dünyada AK Parti'ye karşı yürütülen kampanyayı aşağı çekeceği çok açık. Ama asıl etkisini iç siyasette gösterecek. Çünkü bu gerginliğe umut bağlayan muhalefet odakları var. Tıpkı geçmişte askere bağlanan umut gibi... O umut da bitiyor. Geriye bir tek yol kalıyor: Halka gitmek. Oraya doğru gidiyoruz, Bunu görenler ayakta kalacak, görmeyenler ise tarih olacak.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER