YAZARA MAİL GÖNDER Siyasetçi mi bürokrat mı kazanır?

YAZARLAR

Türkiye, başta 12 Eylül'ün darbe anayasası olmak üzere temel sorunlarını çözmekte geç kaldıysa, bunda özellikle 90'lardan sonra "değişen dünyayı" ve doğal olarak Türkiye'yi doğru okumayan merkez sağ ve sol siyasetin büyük katkısı var.
İki siyasi akım da kısa dönemler hariç asker-sivil bürokratik oligarşinin çizdiği sınırların dışına çıkamadı.
Geleneksel merkez sağ (DYP, DP ve Özal'sız ANAP) tükenip gitti, merkez sol ise "derin projelere" rağmen o gün bugündür toparlanamıyor.
Bu iki akım, 90'ların başında koalisyon yapmalarına rağmen sorunlara çözüm üretmedikleri gibi tam aksine siyasetin itibarsızlaştırılmasında tarihi bir rol oynadılar. Ve çok partili dönemin belki de en kirli dönemine imza attılar. Bu yüzden de toplum, onları 90'ların ortasından itibaren girdikleri her seçimde cezalandırdı.
Koca çınar CHP, 1999 seçimlerinde Meclis dışı bile kaldı. Ama ders çıkardıkları söylenemez. Bu zeminde doğan ve siyaseti öne çıkartan AK Parti döneminde de aynı yolu izlediler.
Her seçimde, topluma değil bürokrasinin zekâsına güvendiler ve hüsrana uğradılar. Darbe beklentisi, 367 garabeti, AK Parti'yi kapatma girişimi bu aklın bir ürünüydü. Muhalefet, son yerel seçimlerde de yine bürokrasi üzerinden devreye sokulan 17-25 Aralık darbesine sarıldı ama o da tutmadı.
Şimdi aynı şeyi cumhurbaşkanlığı seçiminde görüyoruz. CHP ve MHP en azından yakın tarihten ders almayarak toplumun karşısına cumhurbaşkanı adayı olarak yine bir bürokratı çıkartıyor.
Bir adayın bürokrat olması onun "siyasi" rol oynamayacağı anlamına gelmez. Ahmet Necdet Sezer örneği ortada. Oysa Ekmeleddin İhsanoğlu ona bile benzemiyor. Üzerinde çalışıldığı, bir siyasi mühendislik ürünü olarak ele alındığı o kadar açık ki... Bunun siyaseti itibarsızlaştırdığını bakın eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, nasıl anlatıyor:
"Siyasetten vazgeçince yerini kurnazlık almaya başlar. Cumhurbaşkanlığı adayı kurnazlıkla seçilmez, siyasetle seçilir! Seçilemeyebilir, bu bir mücadeledir."
Çok doğru bir tespit... Ancak, Baykal'ın "siyaseti" yücelten doğru tespit yapması onun geçmişteki günahlarını silmeye yetmediği gibi inandırıcı da gelmiyor.
Siyaseti, 28 Şubat'a destek vererek, merkez sağ aktörleri devşirerek, 27 Nisan e-muhtırası karşısında sessiz kalarak o kadar çok itibarsızlaştırdı ki bugün söyledikleri doğru bile olsa etkisi yok. Baykal'ın bu yaklaşımı CHP içinde haklı bulunsa da sonuç değişmeyecek. CHP, hatta solun bir kesimi, eski hatalarını tekrarlayarak topluma "siyasetle" ulaşmak yerine bürokratik aday ve dille ulaşmayı deneyecek. Bu da onların bir kez daha hayal kırıklığı yaşamasıyla sonuçlanacak.
Çünkü artık siyasetin yeni "merkezi" cumhurbaşkanlığı seçimleri. Toplum siyasetin "çözüm" merkezi olduğunu ve asker-sivil bürokrasinin 100 yıldır temel sorunları ertelediğini, çözüm üretmediğini biliyor.
Özellikle CHP tarihinde bunun örnekleri var: Siyaset, toplumun taleplerine karşılık verdiğinde, tıpkı 1973-1977 seçimlerinde olduğu gibi CHP kazandı ve birinci parti oldu. Bürokratik yaklaşımların öne çıktığı her seçimde ise hep kaybetti.
Önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de halk bir bürokratla bir siyasetçi arasında seçim yapacak. Ne kadar süslü laflarla sunulursa sunulsun, halkın kimi seçeceğini bilmek için müneccim olmaya gerek yok.
Not: Önümüz ramazan ve yoğun bir seçim süreci başlıyor. Bir süre dinlenmek için izninizi istiyorum. Haftaya görüşmek dileğiyle...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.