YAZARA MAİL GÖNDER DYP-SHP koalisyonundan CHP-MHP uzlaşmasına

YAZARLAR

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine "çatı adayı" ile giden CHP ve MHP'nin bir araya gelmesi topluma "büyük uzlaşma" olarak sunuluyor.
Bu uzlaşmanın doğal olmadığı, bir siyaset mühendisliği sonucu planlandığı her halinden belli... Adayları Ekmeleddin İhsanoğlu konuşmaya başladıkça bu durum daha bir ortaya çıkacak. Tıpkı 90'ların başında gerçekleşen DYP ve SHP'nin "büyük koalisyon" hükümeti gibi...
O dönem, merkez sağ ve solun iki büyük partisinin bir araya gelişi topluma büyük bir heyecanla sunulmuştu. İki parti de vaatlerde sınır tanımıyordu. "Demokrasi âşığı" ilan edilen Demirel, "şeffaf karakol"dan "Kürt realitesi"ni tanımaya kadar akla hayale gelmeyen vaatlerde bulunmuştu.
Toplumdan "500 gün süre" isteyen Demirel, 500 günde her şeyi halledeceğini söylüyordu. Herkese bir ev ve bir araba verecekti. Yeşil kart ile sağlık hizmetleri parasız olacaktı. Memurlara sendika hakkı tanınacaktı.
SHP Genel Başkanı rahmetli Erdal İnönü'nün vaatleri de ondan aşağı değildi. "3D, Demokrasi- Değişim- Dayanışma" formülüyle Türkiye'yi demokrasi cennetine çevirecekti. Yargı bağımsızlığı gerçekleştirilecek, DGM'ler ve idam kaldırılacak, işkencenin kökü kazınacak, OHAL ve koruculuğa son verilecek, dil özgürlüğü getirilecek, pahalılık ve enflasyon iki yıl içinde alt edilecekti.
Bu vaatler, Demirel düşmanı solcu yazarları bile coşturmuş, DYP -SHP buluşması öve öve bitirilememişti. Onlara göre Özal döneminin "baskı ve zulmü" bitecek, Türkiye'ye demokrasi gelecekti.
Peki, ne oldu dersiniz? Türkiye, 1991-95 arasında askeri darbeleri aratmayacak karanlık bir dönemi yaşadı. Faili meçhul cinayetler, sokak ortasında infazlar, devlet içinde çeteleşmeler aldı başını gitti. Bırakın Kürt realitesini tanımayı, o zaman aralığında Kürt meselesi kanla bastırıldı.
3500 köy boşaltıldı. Ne OHAL kalktı, ne karakollar şeffaflaştı.
Derin yapının devreye girmesiyle ateşkes sürecini bitiren Bingöl'de 33 askerin şehit edilmesi de, Madımak'ta aydınların yakılması da o dönemde gerçekleşti. Merkez sağ ve solun büyük uzlaşması sadece siyaseten değil, ekonomik olarak da Türkiye'yi iflasın eşiğine getirdi.
Büyük umutlarla başlayan büyük uzlaşma derin bir hayal kırıklığıyla bitecekti. O günden sonra da merkez sağ ve sol siyaset bir daha toparlanmadı. Vesayet sisteminin korkuluğu haline gelen o partiler kısa sürede tarihin çöplüğüne atıldı. Ve onların vaat ettiği her şeyi, 2002'den sonra Başbakan Erdoğan'ın başkanlık ettiği AK Parti hükümeti tek tek gerçekleştirdi.
Şimdi bir kez daha aynı eski Türkiye aklı, CHP ile, MHP'yi "büyük uzlaşma" adı altında toplumun karşısına çıkartıyor. Deniz Baykal'ın deyimiyle araya da "kurnazlıkla" cumhurbaşkanı adayı olarak "muhafazakâr" kanattan biri konuluyor.
Peki, ne vaat ediyorlar? Kavga etmeyen, denge arayan, "siyaset üstü" bir cumhurbaşkanı... Vaat yine şaşaalı görünüyor ama içi boş... Çünkü ortada, ne geçmişe yönelik samimi bir özeleştiri, ne o kirli tarihle yüzleşmeye dair bir söz, ne de toplumun temel sorunlarına dokunan ve gelecek umudu veren bir siyaset var.
Bu da sonucun 90'larda yaşanan DYP- SHP deneyiminden farklı olmayacağını gösteriyor. Türkiye toplumu bunun farkında. Bu yüzden 10 Ağustos, sadece vesayet sisteminin değil, o sistemi ayakta tutmaya çalışan eski siyasetin de sonu olacak.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.