YAZARA MAİL GÖNDER HSYK'nın yargılama kararı hukuki mi?

YAZARLAR

HSYK, önceki gün 17-25 Aralık darbe girişimlerini yapan savcı Celal Kara, Mahir Aktaş ve hâkim Süleyman Karaçöl hakkında soruşturma açıp yargılanmalarına karar verdi. Kararı kimi olağanüstü olarak niteledi kimi de hukuk, hata yapan yargı mensubu da olsa hesap sorulacağının işareti olarak yorumladı.
Konuyu köşesine taşıyan isimlerden biri de hukukçu kimliğiyle bilinen Hürriyet Yazarı Taha Akyol.
Akyol'un hukuk konusundaki hassasiyet ve bilgisi malum. Ayrıca son 8 yılda Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk veya KCK gibi davalarda hukukun nasıl ayaklar altına alındığını gördüm ve bu yüzden bir daha aynı hatalara düşmemek için yöneltilen eleştirileri dikkatle okudum. Üç noktanın altı çiziliyordu:
Rıza Sarraf ve diğer kişiler arasındaki malum telefon konuşmalarının polisçe dinlenmesi için karar vermek.
Telefon kayıtlarını imha etmemek.
Soruşturmalarda adı geçen şirketlerin mal varlıklarına el koymak.
Akyol bu noktaları sıraladıktan sonra şöyle diyor:
"HSYK'nın bu kararını hukuka aykırı ve yanlı buluyorum."
Akyol'a göre karar tartışmasız "hukuka aykırı ve yanlı." Peki bu ne kadar gerçeği yansıtıyor?
Cevabı, HSYK'dan bir hukukçuya sordum.
İşte ilk iki sorunun cevabı:
CMK'nın 135/2. maddesinde şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişiminin kayda alınamayacağı, alınsa bile anlaşılması halinde derhal yok edileceği açıkça hükme bağlanmıştır.
Cumhuriyet Savcısı Celal Kara'nın, uhdesinde bulunan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın soruşturma dosyasında, şüpheli Rıza Sarraf'ın eşi Ebru Gündeş ile yaptığı telefon görüşmelerini, yine şüpheli Barış Güler'in o tarihte İçişleri Bakanı olan babası Muammer Güler ile yaptığı telefon görüşmelerini uzun süre dinletip kayda almış, tape yapılmasına müsaade ederek derhal imhası gereken bu kayıtları imha etmeyerek dosyada muhafaza ettiği için bu hukuka aykırı eylemi nedeniyle hakkında kovuşturma izni verilmiştir. Yani Taha Akyol' un söylediği gibi rüşvet suçu nedeniyle kaydedilen diğer konuşmalar ve bunların imha edilmemesi sebebiyle değil.
Son soruya yani şirketlerin tüm malvarlıklarına el konulması konusuna gelince... Ceza hukukunun genel kuralı gereği tüzel kişiler sanık ve şüpheli olamaz diyen hukukçu şöyle diyor:
"25 Aralık'ta el koyma kararı talep eden savcılar söz konusu malların suçtan elde edilip edilmediği noktasında hiçbir inceleme yapmadan böyle bir talepte bulundukları gibi ayrıca hukuka aykırı şekilde ceza hukukunda sanık veya şüpheli olamayacak onlarca tüzel kişinin tüm mal varlığına el konulmasını talep etmişler.
Hâkim Süleyman Karaçöl de UYAP'ta kayıtlı olmayan mühürlü çuval içinde olup hiç açılmadığı müfettişlerce saptanan soruşturma evrakını hiç incelemeden dolayısı ile malların suçtan elde edilip edilmediğini hiç araştırmadan el koyma kararları verdiği yine hukuka aykırı olarak tüzel kişilerin tüm malvarlığına el konulmasına karar verdiği sebeple kovuşturma izni verilmiştir. Akyol'un Deniz Feneri kıyaslaması da doğru değil. Oradaki savcılar evrakta tahrifat suçundan yargılandı.
HSYK'nın verdiği kararın dayanakları böyle. Gerçekten hukuk arıyorsak önyargılarımızı da bir yana bırakmalıyız.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.