Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Seçim yaklaştıkça eski Türkiye sevdalılarının korkuları da artıyor. Neredeyse hiç değişmeyen, algı operasyonlarına başladılar bile. Niyet okumalarla kendi korkularını topluma geçirmeye çalışıyorlar.
Bunu yaparken de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu ülke için önerdiği ve önümüzdeki seçimlerin ana teması olan "yeni anayasa ve başkanlık sistemi"ne karşı çıkıp, korku yayıyorlar. Daha önce de yaptılar. Hatırlayın, cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi televizyona çıkıp, "Erdoğan cumhurbaşkanı olursa sokaklar karışacak, kaos çıkacak" diyenleri...
Ne oldu? Seçim sonrası kendisi sokağa çıkamayacak hale geldi. Şimdi o görevi farklı gerekçelerle yapanlar var. Son seçime yaklaştıkça öfkeleri de artıyor. Bir siyaset bilimci olan Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu'nu dinleyince insan şaşırıp kalıyor. Başkanlık sistemiyle ilgili şu söylediklerine bakın: "Başkanlık sistemi getirerek Meclis'i yok edecekler."
Prof. Dr. Sedat Laçiner daha da uçuyor ve akıl dışı şeyler söylüyor: "AK Parti yüzde 60 oy istiyor. Neden bu kadar oy istiyorsun? AK Parti yüzde 70 oy alırsa sokaklar kan gölüne döner."
Deyim yerindeyse bu "seküler veya paralel aydınlar" akıl tutulması yaşıyor. Bu yaklaşımın, demokrasi kaygısıyla da ilgisi yok. Neyle ilgisi olduğunu bugünlerde daha da yükselen "seküler aydınlar"ın AK Parti düşmanlığını Serbestiyet.com'da analiz eden yazar Gürbüz Özaltınlı, şöyle yorumluyor:
"Kabul etmeliyiz ki, bu düşünce dünyası gerçekten acı verici paradokslarla yüklü. Batı demokrasisini, temel hakları, özgürlükleri istiyorsunuz. Fakat içinde durduğunuz toplumun çoğunluğunda bu değerlerin var olmadığını ve kolay kolay da olamayacağını düşünüyorsunuz. O halde ne yapacaksınız? Demokrasi her şeyden önce çoğunluğun iradesine 'kayıtsız kalamayacağına' göre, kimin iradesi ile inşa edeceksiniz demokrasiyi? Demokratsınız, ama 'uygun halk'ı bulamıyorsunuz!"
Gördüğünüz gibi seküleri, paralelcisi hepsinin ortak korkusu halk. Halka güvenmiyorlar.
Bu yüzden de sistemi değil, niyetleri tartışıyor ve korku yayıyorlar. Halksız bir demokrasi istiyorlar. Tıpkı vesayetçiler gibi... Özaltınlı onların yaşadığı korkuya da açıklık getiriyor: "Evet; bu aydın çevresi demokrasiye inanmıyor. Onların bütün hayatını, duruşunu, tavrını 'korku' belirliyor."
İşte bu korku nedeniyle dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde uygulanan "başkanlık sistemi"ni bilerek doğru anlatmıyorlar. Gerçeği saklıyorlar. En ilginci de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Türk tipi" yaklaşımını çarpıtmaları...
Gerçek şu ki, ABD'den Brezilya'ya, Meksika'dan Şili'ye dünyanın birçok ülkesinde farklı "başkanlık sistemleri" uygulanıyor ve hiçbiri diğerine benzemiyor. Her ülkenin kendi tarihsel koşulları o sistemi belirliyor.
Hatta bu yarı başkanlık ve parlamenter sistemler için de geçerli. İşleyen bütün sistemlerin bir tek ortak noktası var: Halk iradesine saygı. Alın demokrasinin, hatta "parlamenter sistemin" beşiği İngiltere örneğini... Kendine özgü bir sistemi var ve Siyasal İletişimci Burcu Yılmaz'ın "İngiltere'de Siyaset; Seçimler ve Siyasal Partiler" başlıklı analizinde dediği gibi "Tek parti iktidarı ve güçlü lider"e dayanıyor.
Öyle bir sistem kurulmuş ki, iktidar iki parti arasında gidip geliyor. Çoğunlukçu seçim sistemi hâkim ve küçük partilerin iktidar şansı yok. Bu yüzden "Anglo-Sakson dünyanın demokrasi anlayışının bir göstergesi" olarak değerlendiriliyor.
Yani bir nevi başkanlık sistemi... Halkı korkutarak bu gerçeği saklamak mümkün değil.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER