YAZARA MAİL GÖNDER Çifte standart

YAZARLAR

AK Parti'nin içinden geçtiğimiz çalkantılı süreci, derin bir kaosa dönüştürmeden çözme iradesine muhalefet partileri olumlu cevap vermedi. Dün gerçekleşen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli görüşmesi de beklendiği gibi olumlu bitmedi. Bu da artık seçimin kaçınılmaz olduğunun işareti.
Şimdi geriye dönüp baktığımızda iki aya varan koalisyon görüşmelerinde gelinen noktayı herkesin hakkaniyetle değerlendirmesi gerekiyor. Muhalefette yer alan üç parti daha başından beri "çözümsüzlüğü" dayatan bir tavır izledi. Bu çözümsüzlük siyasetinin öncüsü MHP'ydi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli daha ilk günden, 4 maddede şartlarını sıralayıp, erken seçim istedi. Milli irade, toplumun beklentileri hiçbirini ciddiye almayan, hatta hiçe sayan bir tavır sergiledi.
Gelgitler yaşayan, dediğim dedik diyen bir siyaset izledi. Ne seçime yanaştı, ne koalisyona. Ülkenin yangın yerine dönmesi de umurunda değil. Anlaşılan MHP, bütün hesaplarını oyunu artırmanın veya pozisyonunu güçlendirmenin üzerine kurmuş durumda.
Koalisyon konusunda MHP'den daha makul davrandığı imajı veren CHP'nin durumu da farklı değil. CHP eğer Türkiye'nin içinden geçtiği zor dönemi önceliyor olsaydı, çok daha uzlaşmacı bir yol izler ve ülke de hükümetsiz kalmazdı.
Öncelik Türkiye ve Türkiye'nin içinden geçtiği zor süreç olsaydı, sürenin 4 yıl veya iki yıl olmasının ne önemi var. AK Parti Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu'nun "üzerinde anlaşma sağlanan konularda süreli bir koalisyon" önerisini CHP bir yana bıraktı, "Sizin yanlışlarınızı düzeltmek için 4 yıl istiyoruz" dayatmasında bulundu.
Bu bir dayatma ve siyasi geleneğe uymayan bir yaklaşımdı. Muhalefetin üçüncü partisi HDP de "çözümsüzlük" siyasetinde kararlı bir duruş sergiledi. 7 Haziran'dan bir gün sonra çıkıp, "AKP ile koalisyon yapmayız" açıklamasında bulundu. Bir yandan "çözüm süreci devam etmeli, müzakere yapılmalı" diyor diğer yandan da daha ilk günden bütün kapıları kapatıyordu.
HDP belki de en vahim siyasi yanlışını CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun ısrarla istediği "Yüzde 60'lık bloka" destek vermekle yaptı. HDP yönetimi, CHP-MHP koalisyonuna dışarıdan destek vereceğini açıklıyor, AK Parti- MHP koalisyonu olasılığını bile "savaş hükümeti" olarak niteliyordu. Bu çifte standart değil de neydi? Gördüğünüz gibi muhalefette yer alan CHP, MHP ve HDP üç farklı parti gibi görünse de davranış biçimleri hiç farklı değildi.
Baştan beri niyetleri çözüm üretmek değil, çözümsüzlüktü ve hepsi de ayrı ayrı bunu dayattı. Niyetleri samimiyetle bir koalisyon kurmaktan çok, AK Parti'yi zora sokmaktı. Hepsi de o hedefe kilitlendi. Ülkenin şiddet sarmalına sürüklenmesi bile bu baskının bir unsuru olarak kullanıldı.
Türkiye toplumu, 7 Haziran sonrası çıkan tabloyla sadece koalisyon yapmanın zorluğunu değil, birbiriyle bile anlaşamayan bu muhalefet partileriyle yol alınmayacağını da görmüş oldu. Artık algı operasyonları da etkili olamayacak, çünkü o partilerin tabanları da olup bitenleri yakından izledi ve gördü.
Şimdi görev Meclis'te... Türkiye en kısa zamanda bir seçime gidecek ve kararı millet verecek.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.