YAZARA MAİL GÖNDER 1 Kasım'da kim, neden şanslı?

YAZARLAR

Yeni bir seçime giderken siyasette neyin değişeceği merak ediliyor. Hangi parti ne söyleyecek de, sandık sonuçları 7 Haziran'dan farklı olacak?
Siyasi tabloya bakınca, bu farkı yaratabilecek potansiyele sahip -daha merkezde oldukları için- iki parti görülüyor: AK Parti ve CHP. Ancak şu da bir gerçek ki, bu farkı yaratma potansiyeli AK Parti'de CHP'den çok daha fazla.
Çünkü AK Parti, 7 Haziran'da oy kaybetse de hâlâ Türkiye'nin birinci ve hâlâ en değişimci partisi. Arkasına Türkiye toplumunun en büyük sosyolojik kümesi muhafazakârları almış ve toplumun diğer kesimleriyle de ilişki kurabilmiş, onların hayatına dokunmuş 13 yıllık bir başarı hikâyesi var.
Şimdi buna pozitif bir şey daha ekleniyor: 7 Haziran'da AK Parti'nin kaybettiği oyları alan MHP ve HDP'nin kötü performansı. Türkiye toplumu, bu iki partinin izlediği negatif siyaset nedeniyle gözlerini yeniden AK Parti'ye çevirmiş durumda. Bu da çok fazla bir şey yapmadan bile giden oyların en azından bir kısmının geri döneceğini gösteriyor.
Ancak, AK Parti'den çok daha fazlası bekleniyor. Sadece oy artırması değil, Türkiye'nin içinden geçtiği zor günlerde daha uzlaşmacı, diğer partileri de dikkate alan ve kucaklayıcı bir siyaset dilini kullanması bekleniyor. İster sokaktaki insanla, isterse siyasi analistle konuşun, herkesin beklentisi bu. Bu bekleniyor çünkü AK Parti'de bu potansiyel var.
CHP'ye gelince... CHP'nin böyle bir şansı var ama potansiyeli yok. Çünkü CHP hâlâ, ülkenin çok temel konularında bile toplumun dikkatini çekecek ve umut verecek bir siyaset ortaya koymuş değil. Tam da bu nedenle Türkiye önemli meselelerinde adım atmış olmasına rağmen son noktayı koyamıyor.
Ne sivil bir anayasa yapmada yol alabildik ne de küresel altüst oluşun yaşandığı bölgemizde ortak bir siyasi tavır geliştirebildik. İç mesele olmaktan çıkan Kürt meselesinde geldiğimiz nokta ortada. CHP'nin Kürt meselesinde "Meclis'te konuşalım" dışında ne önerdiğini bilen var mı? Dahası toplumun büyük çoğunluğu muhafazakâr kitleyle laik kesim arasında köprü kuracak bir uzlaşma önerisi veya çabası da yok. Ama 1 Kasım seçim meydanlarında sıklıkla; "Biz koalisyon için elimizden geleni yaptık" diye duyacağız.
Peki, koalisyon veya uzlaşma meselesi sadece hükümet söz konusu olduğunda mı akla gelecek? Yazar Gürbüz Özaltınlı'nın şu uyarısını CHP'li siyaset yapıcıların dikkatine sunuyorum:
"Koalisyonu, sadece seçimlerin zorunlu kıldığı bir hükümet formülü olarak değil, sosyolojik kesimlerin arasındaki derin kopuş duygusunu kırmayı amaçlayan zorlayıcı işbirliği yöntemleri olarak anlamak gerekiyor."
CHP meseleyi böyle anlasaydı, hem iktidarı zorlar hem de en azından Türkiye'nin son 5 yılında önemli sorunları aşmasına katkı sunardı. Yine de geç kalınmış değil, seçim sath-ı mailine girilse de CHP bu doğrultuda bir adım atarsa, 1 Kasım'ın kazananları arasında yer alır.
1 Kasım seçimlerine giderken AK Parti ve CHP'nin yeni seçim bildirgelerine bu gözle bakmakta yarar var.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.