Türkiye'nin en iyi haber sitesi
MAHMUT ÖVÜR

Yargı reformu ve hukukçularımız

Bu ülkede, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, yargı meselesine hep ideolojik bir araç gözüyle bakıldığı için gerçek anlamda adalet üretilemedi.
Bunun bedelini de solundan sağına, dindarından Alevi'sine, Türk'ünden Kürt'üne, başbakanından sıradan vatandaşına toplumun her kesimi ağır biçimde ödedi. Yaralı bir topluma döndük.
Halen ideolojik saplantılar olsa da geldiğimiz yer, artık bu gidişe bir son nokta koyma zamanıdır. Aslında AK Parti, son 17 yılda ceza yasasından, ticaret kanununa, istinaf mahkemelerinden yüksek yargının işleyişine "sorun üreten" bu sistemi değiştiren çok sayıda reforma imza attı. Ancak yetmedi.
Yetmedi çünkü aynı zaman diliminde hem eski vesayet sisteminin direnciyle karşılaştı, hem de onun yerini alan FETÖ'cü yapılanmanın derin tahribatı yaşandı.
Şimdi büyük oranda bu kuşatmadan arınan bir sürecin içindeyiz ve yargı konusunda ortak bir noktada buluşma şansımız yüksek.
Önceki gün Başkan Erdoğan'ın açıkladığı "Yargı Reformu Stratejisi" tam da böyle bir sürecin ürünü...
Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ve başta Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu, Dışişleri Bakanlığı, ilgili bakanlıklar olmak üzere Barolar Birliği, üniversiteler ve diğer hukuk kurumlarıyla görüşerek, bu coğrafyanın değerleriyle evrensel değerleri buluşturan ve deyim yerindeyse kanayan yargı yarasına neşter vuran bir manifesto ortaya çıkartmış.
Başkan Erdoğan, önce şu temel tespitin altını çiziyor:
"Bu belge güven veren ve erişilebilir bir adalet vizyonuyla hazırlanmıştır.
Amacımız tüm kurumlarımızın mülkiyet hakkına, salahiyet hürriyetine, hukuki güvenliğe, ifade özgürlüğüne ve özgürlükleri kısıtlayan diğer tüm uygulamalara karşı duyarlı olmalarını sağlamaktır." Sonra da asıl hedefin ne olduğunu açıklıyor:
"Yargı reformu belgesi, içerdiği birçok amaç ve hedefle hem vatandaşlarımızın sisteme duydukları güveni artıracak hem de daha öngörülebilir bir yatırım ortamının oluşmasına yardımcı olacaktır." Yatırımla hukuk arasındaki ilişkinin ne kadar önemli olduğunu son dönemde çok daha sıcak yaşadık. Bu yaklaşım hukukun sadece bireysel arayışlarımızla değil toplumsal beklentilerimizle de ilgili olduğunu gösteriyor.
Bunun bir ayağında da AB hedefi var.
Başkan Erdoğan, o hedefe de dikkat çekti:
"Bu reform belgesiyle, her ne kadar bize verilen sözler tutulmuyorsa da Avrupa Birliği tam üyelik sürecine bağlılığımızı da ifade etmiş oluyoruz. Her şeye rağmen 2005 yılından bu yana süren müzakere sürecinin bir an önce tamamlanmasının en az bizim kadar Avrupa için de önem taşıdığına inanıyoruz." Bu temel yaklaşımla, A'dan Z'ye yargının bütün sıkıntılı alanları ele alınmış ve çözüm yolları ortaya konmuş. Bunun için de elbette zamana ve yetişmiş insana ihtiyaç var. Bu açıdan birkaç temel tespiti vurgulayalım.
En önemlisi de çok tartışılan ve bugüne kadar pek üzerinde durulmayan hukuk eğitimi meselesi... İlk kez bu konu siyasi iradenin gündemine giriyor ve yeni adımlar atılıyor.
Hukuk fakültelerinde ne yazık ki, ağırlıkla evrensel ve yerli değerlerle ilgisi olmayan, daha çok ideolojik yanı ağır basan "hukukçu" tipi yetiştirildi. Şimdi hukuk fakülteleri 5 yıla çıkartılarak nitelik öne çıkartılıyor. Bu da doğal olarak yargı sisteminin her alanına yansıyacak.
Belgedekinin çok önemli unsurlarından biri de "Belli bir kıdeme sahip hakim ve savcılara coğrafi teminatı" getirmesi...
Belgede buna benzer çok sayıda yeni öneri var ve bunların asıl amacı da yargıya güveni arttırmak ve adaletle ilgili kaygıları ortadan kaldırmak.
Siyasi irade böyle bir yol haritası ortaya koyarak önemli bir adım attı. Şimdi sıra bu yol haritasını hayata geçirecek, hukukçularda ve hukuk okumak isteyenlerde...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA