YAZARA MAİL GÖNDER Olaylar, nazarlar, kalanlar

YAZARLAR

Taksim Dayanışması'nın dün açıkladığı karara göre direniş devam edecek. Gecenin kör vakitlerinde yapılan onca görüşmeye rağmen, sonuç çözümsüz; taraflar birbirini anlayamadı.
Esasen, aynı çatı altında taraf olmak, ikiye bölünmek ne kadar acıklı.
Gezi Parkı direnişi ağaç kavgası, yeşil savunması, ergenlerin şımarıklığı değil.
Peki neden bu görmezden geliş? Nedir bu ısrar, inat. Niçindir bu olayı yeşile ve çocuk isyanına bağlayıp konuyu paketleme arzusu?
Şimdi kimseyi eleştirmek, dalga unsuru yapmak, 'Sen anlamazsın' buyurmak, yukardan bakmak istemiyorum. Ben kimim ki, hangi teraziyle neyi ölçüyorum ki?
Bunu uzun zamandır bir ilke olarak hayatımda tutmaya çalışıyorum.
Mesela Hülya Avşar'ın susup susup Gezi Parkı Olayları için çıkıp Başbakanımızla konuşması meselesi; ben onda bile iyi niyet, cesaret ve samimiyet aramak istiyorum.
Ancak eylemcilerin durumunu on beş yaşındaki kızıyla eş tutunca başımı sağa sola sallamaya başlıyorum. İçimden "Bizim çocuk cam kırdı değil mi?" girişli birkaç biberli cümle kuracak gibi oluyorum; kendimi durduruyorum.
"Yok kızım Ayşe, sakın sen de onlardan olma. Devir eleştiri, saldırı, küçümseme, itekleme devri değil".
Kurtlar Vadisi'nin Polat'ının sahalara vedası için de bir torba cümle geçiyor aklımdan. Herkes gülüyor ama ben gülemiyorum. Sinirleniyorum, "Bi çekil git be abi, ah be abi" diyorum. Sonra onları da kovuyorum.
Canlı yayında spikerin "Peki şimdi Beyoğlu'nu neler bekliyor?" sorusuna "Bana bu soruyu soramazsınız" çıkışıyla tepki gösteren Beyoğlu Belediye Başkanı'nı dehşete kapılarak, ellerimi dizlerime vurarak izliyorum.
Yahu bu soruyu sana sormayacaklar da kime soracaklar? Bu sorunun başka muhatabı var mı?
Hadi onu da geçiyorum. Derin nefes alıyorum.
Eylemcilere, yaralılara, biber gazından nefesi tıkanmış, gözleri yaşarmışlara yardım eden gönüllü doktorlar hakkında soruşturma başlatanların doktorluktan ne anladıklarını merak ediyorum.
Avukatlara kelepçe takanların motivasyonunu bilmek istiyorum.
Hazır ayaktayken sosyal medyada birbirine sallayan, içlerindeki birikmiş kıskançlıkları, öfkeleri, düşmanlıkları kusmakta sakınca görmeyenleri görmek, duymak, okumak, tanımak istemiyorum.
Artık bir an önce kedi gözlerden, yaramaz çocuklardan, nazarlardan, teknolojinin faydalarından, lobilerden çıkıp gözün gördüğünün, gönlün hissettiğinin, demokrasinin, birliğin, yüzde yüzlük idare biçiminin hayata geçmesini diliyorum.
Teoman az önce şöyle bir tweet atmış; ben yaptığı işe önem veren, kendini çok da fazla ciddiye almayan, dünya umurunda olmayan adamları daha çok seviyorum.
Ben de altına imzamı atıyorum. Bir de şunu ekliyorum; ben dinlemeyi, saygı duymayı ve özgürlüğün önemini anlayabilen adamları daha çok seviyorum.
İyi pazarlar. Aman kimseye değmesin nazarlar.
Not: Bugün Babalar Günü.
Çocuğuna saygı duyan, bir birey olması, kendini bulması için çaba gösteren, sevgisini, koruyuculuğunu ve güvenini eksik tutmayan bütün baba gibi babaların Babalar Günü kutlu olsun.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.