YAZARA MAİL GÖNDER Hadi kafanı kaldır

YAZARLAR

Sizi bilmem ama çevremde şöyle bir durum var; kimsenin canı bi'şey istemiyor. Haz duygusu uçtu gitti. Hayal kurma çoktan bitti.
İmkân olsa eve kapanıp çıkmayacağız.
Bütün gün uyumak, kitap okumak, film-dizi izlemek, üşenmezsek arkadaşları eve çağırmak, sosyal medyada hipnotize olmak en popüler aktiviteler.
Tamam işe gidiyoruz, görevlerimizi yerine getiriyoruz çünkü mecburcuyuz. Tamam bazı planlar yapıyoruz çünkü ona da mecburcuyuz.
Bir memnuniyetsizlik, bir iç şişmişliği, bir ağırlık, bir duygusal boşluktur kol geziyor.
Keyifsiziz yani. Saracak bi'şey bulup gün geçirmeye çalışıyoruz.
Havalardan deyin, olaylardan deyin, güvensizlikten deyin, toplu depresyondan deyin ne derseniz deyin. Siz bilirsiniz, ona mı karışacağım ve fakat durum bu. Başka yerler, başka işler, başka şehirler, başka insanlar bile bizi kesecek gibi değil.
Nasıl düzelecek hiç belli değil.
Grup terapisine mi gitsek, ne yapsak.
Dün sabah telefonda eğlencenin suyunu sıkan GÜNAYDIN'ın trend yazarı Mert Vidinli bile dert yanıyordu, ki kendisi her daim halinden mutluydu; "Yok bitti, İstanbul bitti, herkes tatsız" dedi durdu.
E biliyoruz herkes tatsız. Düşünün konu her şeye rağmen devam edecek güç ve eleman bulan İstanbul gece âlemini bile sarsmış.
Mert kimsenin cazibesinin kalmadığını da söyledi.
E kalmaz tabii. Sosyal medyada o kadar kendimizi döküyoruz ki, insan aylarca görmediği arkadaşına sokakta rastlayınca soracak soru bulamıyor.
Çünkü gün gün, saat saat ne yaptığını, nerede olduğunu, neyin peşinden koştuğunu biliyor.
Abartılı bir örnek olabilir ama koy Brad Pitt'i yedi yirmi dört yanına, karşına, sağına, soluna inan onun da cazibesi kalmaz bir süre sonra.
Geçen gün radyocu Ceyhun Yılmaz'la karşılaştım, bana bir video izletti. "Kafanı kaldır" isimli video, gözümüzü ayıramadığımız sosyal medyanın hayatımıza, duygularımıza, ilişkilerimize neler ettiğini anlatıyordu.
Biraz şu telefonlarımızdan, Twitter'dan, Instagram'dan, Facebook'tan ayrılabilirsek kim bilir neler göreceğiz.
Yanımızdan belki hayatımızın aşkı gelip geçiyor, belki en yakın dostumuzu yitiriyoruz, belki köpeğimizle paylaşacağımız harika dakikaları atlıyoruz, belki çocuğumuzun esasen ne istediğini fark edemiyoruz, belki o çok sevdiğimiz kişiyle son kez yan yanayız ve ıskalıyoruz.
Ağaçları, denizi, doğayı, hayvanları göremiyoruz (gerçi İstanbul'da pek görülecek bi'şey kalmadı ama...), rüzgârı hissedemiyoruz, kitap okuyamıyoruz, nefis bir konseri hakkıyla dinleyemiyoruz, sevgilimize sevgililik edemiyoruz, şükredemiyoruz.
Yazık bize.
Zaten her şey ağırlaştı, çöktü üstümüze. Zaten tatsızız. Yaz geldi, ona bile heyecansızız. Direnyaz durumundayız. Biraz kafamızı kaldırsak hiç fena olmaz değil mi?
Böyle yaşanmaz değil mi?
Ben sosyal medyayı günde tek girişe düşürdüm, tavsiye ederim.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.