YAZARA MAİL GÖNDER Yırt at gitsin resmini

YAZARLAR

Şimdi biz bu kitapları okuyoruz aman çok güzel. Sonra masalarda saatlerce arkadaşlarla konuşuyoruz, aklımızı çalıştırıyoruz, birbirimize sözler veriyoruz. "Bundan sonra bilmem ne yapacağız," "Benden önemlisi yok," "Pozitif düşünüyoruz artık, bitti." Hay ağzımıza bin sağlık.
Gel gör ki en kısa zamanda aslımıza dönüyoruz. Depresif kişinin gücü, depresyonun çekim gücü.
Elimde bir kitap, hiç almaya niyetim yokken rafta görüp dayanamamak suretiyle kaptığım bir kitap.

Hayat bana inat
Adı:
Yırt At. Çağrıştırdığı: Yırt at gitsin resmini, unut artık ismini anma arkadaş!
Yazarı: Richard Wiseman. Soyadına koptum tabii, denk mi gelmiş, PR çalışması kapsamında mı atanmış bilemiyorum; Wiseman (Türkçesi: Bilge). Kendisi bilge bir insan besbelli.
Alt başlığı: Yaşamınızı kökten değiştirecek yeni bir yaklaşım.
Ey güzel Allah'ım, yaşamımı kökten değiştireceğini belirten bin tane kitap okudum herhalde. Bir haltın değiştiği yok ama ben yine alayım yani. Tutamıyorum kendimi, hayat bana ben hayata inat.
Neyse, kitabı henüz bitirmedim ama güzel bi'şey arakladım. Müsaadenizle anlatıyorum.
Aslında bu bilmediğimiz bir konu değil. Zaten yepyeni bir konuya rastlamak da mümkün değil. Aynı şeyleri farklı tarzlarda pişirip pişirip koyuyorlar önümüze. Sorun da bizde, biz sadece "Haa evet, öyle, biliyorum" çekip uygulamaya geçmiyoruz.
Sözüm ona biliyoruz ama şunu şuradan alıp şuraya koyduğumuz yok.
Kaba bir örnekle; ne yememen gerektiğini bilip, kilo vermek isteyip yerinden kalkmamak tatlıları, makarnaları tıkınmak gibi. Sonra da oturup ağlıyor insan; "Neden kilo veremiyorum hüüüüüü?" Sence neden bebeğim?

Teori değil uygulama
Neyse 2
, kitabın başında pragmatizmin kurucusu William James'in "Eğer bir niteliğe sahip olmak istiyorsanız, zaten o niteliğe sahipmişsiniz gibi davranın" ifadesi üzerine top çevriliyor.
Yani bir bakıma mış gibi yapmak. Mutluyken güleriz ya, gülümsersek de mutlu oluruz. Teorinin akışı bu. Bunu zaten biliyoruz.
Mühim olan teori değil uygulama. Düşün düşün işe yaramıyor, kalk ve yap, eyleme geç. Olayımız bu.
Dedim ben bunu mutluluk üstüne bir deneyeyim. Ne kadar çaresiz olduğumu siz hesaplayın artık. Tabii bahtımın karalığından da ürkmedim değil. Diyelim ben mutluyum, âşığım, sevgilim var gibi davranırım, herkes sevgilim var zanneder, birini beğenirim yanaşmaz falan. Bendeki kısmet bu şekil.
Neyse 3, ben durup durup gülmeye başladım. Deli gibi. Sanki her şey tam da istediğim gibiymiş gibi. Gülümsedikçe sanki yüzüme aydınlık geldi, içim temizlenmeye başladı.
Kalktım giyindim, sokağa çıktım, sevdiğim yerlere gittim, arkadaşlarımla buluştum. Ertesi gün, her sabah beni görenlerin gözleri açıldı; "Kızım ne oldu sana, değişmişsin?"
"Gülüyorum"
dedim. "Hepsi bu." Valla işe yarıyor. Şimdi benim canı sıkkın okurum neden nasiplenmesin, neden yüzü gülmesin, neden baharlardan bahar beğenmesin. Değil mi efendim.
Olayı şizofreniye taşımayalım, gülelim, "amaaaan boş ver" diyelim, devam edelim. Bu arada kitap Pegasus Yayınları'ndan.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.