YAZARA MAİL GÖNDER Huzurlarınızda çaresiz kızlar zinciri

YAZARLAR

Düşündüm taşındım ve sonuca vardım; beni bu toplu mesajlar yaktı. Yani kaderim bu kadar bozuk olamaz, bu kadar geri zekâlılık da aynı bedene denk gelemez. Sözüm ona elimiz kalem tutuyor, "aklı başında" sınıfına giriyoruz.
Hani "Bu mesajı dokuz arkadaşına yolla ve dileklerin kabul olsun" tipi mesajlar var ya. Yemin ediyorum bugüne kadar bir tanesini bile yollamadım. Sebep?
1. Üşendim tabii ki.

2. Yani o kadar da değil, değil mi?
Bunu söyleyen kişi de (burada 'kişi' diyerek kendime yabancılaşma ihtiyacı duydum, tamamen utancımdan) dört yol ağızlarına nohut, bakla gömmüş bir insan. Onu da sonra anlatırım. Yani belki.
Yeri geldi diye söylüyorum; kendimdeki gibi dengesizliği ömrümde görmedim. Zaten başkasında görsem anında uzarım.

Sezen ne demiş?

Kadın bir gün kişisel gelişim uzmanı (yine yabancılaştım kendime, utanç utanç utanç), mutlu, umutlu ve güçlü ertesi gün Şirinevler'de kafada şapka, yanında mağdur ettiği kankası, kısmeti açılsın diye falcı kovalıyor, okunmuş sular içiyor falan. Iyyy ne basit bir insanım o anlarda, nasıl kinleniyorum gelmişime geçmişime, genlerime anlatamam.
Çaresizlik böyle bi'şey dostlar. Dengesizlikse bambaşka bi'şey, başa gelen ve gitmeyen bir bela, alışkanlık, canı çıkasıca kötü huy. Alkolden, kumardan beter yani.
Sabit kaldığım tek bölüm arkadaşlığım. O konuda dört dörtlük, bomba bir performans sergiliyorum maşallah.
Gelin görün ki Sezen Aksu'nun da dediği gibi "kendini seçemiyorsun, bırakıp kaçamıyorsun" işte.
Neyse, geçen gün bir toplu eylem zincirine daha denk geldim. Büyük mavra, anlatacağım.
Bir kız arkadaşım aradı heyecan dorukta, belli ki bi'şey isteyecek. Dedi; "Ayşe, bak çok önemli sen meleklere inanıyor musun?"
Anladım başıma gelecekleri dedim; "Aman beni karıştırma, gözünü seveyim başkasını ara."
Efendim bu dünya çapında bir zincirmiş (Ve benim Hisar'daki küçük yuvama kadar uzanmış bak sen. Bizim kızların çapında gerzeklik olmasın sakın); Melek zinciriymiş (tövbeeee).
Evinin salonunu misafir geliyormuş gibi topluyorsun, iki su yer siliyoruz falan herhalde. Gümüş tepsiye (zaten orada patladık, bende gümüş tepsi ne gezer) bir adet beyaz mum, bir yeşil elma (asla kırmızı değil), bir beyaz çiçek (artık bütçene göre orkide de olur, karanfil de), bir de içine dileklerini yazdığın zarf koyacaksın.
Dilek hakkın da üç tane. Biri kendin, biri ailen diğeri de toprak ana için ("Allah'ım savaş olmasın" gibisine).

Melekler şaşırmasın!

Bu tepsiyi beş gün tutacaksın, mumu söndürmeden yakacaksın.
Beşinci günün sonunda akşam saat 22:30'da zarfı yakıp, çiçeği gömüp, elmayı da yiyeceksin (sonra da kafayı yediğini eşe dosta bildireceksin).
Ve melekleri zincirdeki diğer arkadaşına göndereceksin. Peki nasıl? O da ayrı olay. Tam 22:30'da sen evinin kapısını açacak "bilmem kime sizi uğurluyorum melekler, adresi de şu şu" dediğinde (konum atalım bari) o da evinin kapısını açıp "hoş geldiniz melekler" yapacak.
Bi de diyorlar ki "Aman mumlarınız yanmış olsun, melekler evi şaşırmasın."
Ya siz ne içtiniz kızlar? Yani melek Kartal'dan Cihangir'e geliyor, mum yakmazsan evini bulamıyor mu? Diyelim alt komşu mumları yakmış, şarap peynir takılıyorsa ona mı gidiyor?
Tabii ki şiddetle konuyu reddettim ama görün ya görün, ben nasıl elimde nohutlarla dolandıysam onlar da boş kapıları açıp melek buyur ediyorlar.
Böyle yani, insan inanmak istemeyegörsün, insan çaresizliğe düşmeyegörsün değil mi canlar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.