YAZARA MAİL GÖNDER Korkma! Mutsuz ol kardeş

YAZARLAR

İşte hizmet, işte yüreklendirme, işte mutluluk diktatörlüğüne darbe, alın size ters köşe.
Biliyor musunuz mutlu olmak zorunda değilsiniz. Şahsen ben bıktım bu mutluluk dayatmasından. Hayatın anlamını aldık yasladık mutluluğa. Mutlu olmazsak nefes almaya değmiyor sanki.
Mutsuzluk anlamsızlık sanki.
O çıktığın seyahatte, okuduğun kitapta, iki gram aşkında, faturaları ödemek için çalıştığın işinde, okuduğun okulda, yediğin dondurmada, üç lokmada gömdüğün uyduruk gofrette, özel gününde taktığın hijyenik pette bile mutluluğu bulmak zorunda olduğumuzu söylüyorlar bize.
Yalan! Size diyorum ki hadi oradan.
Pozitif düşünmezsek, gülümsemezsek, makyajımızı yapıp parfümümüzü sıkmazsak, cici kıyafetlerimizi üzerimize geçirmezsek, "Bunlar da geçer, halimize çok şükür", "Beterin beteri var" gibi düşüncelere abanıp silkelenmezsek yanlış yapıyormuşuz, hayatımızın içine ediyormuşuz hatta daha da beteri suçluymuşuz gibi hissetmezsek ayıp ettiğimiz doğru değil.
O kadar abartıldı ki bu mutluluk saçmalığı, mutluluk çabası yüzünden acayip mutsuzuz işte.
Bakın reklamlara, girin sosyal medyaya, gözlemleyin paylaşımları, alın dergileri, okuyun makaleleri, göz gezdirin tavsiyelere hepsi mutlu olmak zorunda olduğumuzu söylüyor.
Öylesine iknayız ki bu mutluluk olayına ne yapacağımızı bilemiyoruz içimizdeki sıkıntılar, acılar, hüzünler, isyanlarla. Bizden başka herkes çatır çatır mutluymuş gibi itekliyorlar bizi. Mecburuz sanki her gün, her dakika, her an mutluluğa.
Şunu da belirtmek isterim ki; mutluluktan saydığımız çoğu zaman 'keyif'. İçtiğimiz iki bardak içkiyle, yediğimiz tatlıyla, baktığımız bir manzarayla, seviştiğimiz dakikalarda, o filmi izlerken unuttuğumuz olaylarla yaşadığın şey; keyif. Ve bir süre için keyfinin yerinde olması mutlu olduğun anlamına gelmiyor maalesef.
Mutluluk hakkımızsa eğer mutsuzluk da anamızın ak sütü gibi hakkımızdır.
"Neden mutsuzum" diye düşünmekten yeterince helak olmadık mı?
İnsanız, mutsuz olabiliriz. Başımıza onlarca şey geliyor. Kazıklanıyoruz, hayallerimizden uzaklaştırılıyoruz, bombalar patlıyor, geleceğimizi göremiyoruz, terk ediliyoruz, aldatılıyoruz, fena halde yeniliyoruz, hakkımızı alamıyoruz, yeterince para kazanamıyoruz, omzumuzdaki yüklerin altından kalkamıyoruz... Tabii ki de mutsuz olacağız. Pollyannacılığı bırakacak yaştayız artık değil mi?
Kendimize niçin dürüst olmaktan korkuyoruz?
Nefes terapisiydi, ışık göndermelerdi, yeni nesil kişisel gelişim adına ne varsa hepsini denemiş biri olarak söylüyorum.
Ne zamanki biri bana kalkıp "Offf Ayşe saçmalama seninki de dert mi?", "Sen güçlüsün", "Sen neleri atlattın", "Hiç sana yakışıyor mu böyle kendini bırakmak" desin burnunun ortasına bir tane patlatmak istiyorum.
Yakışıyor! Hem de çok yakışıyor!
Zorla mutlu olmaya çalışmak, bunu esasen içinden başaramayan ama dışarıya rol kesen insanı yüz kat daha mutsuz ediyor. Çünkü gerçek değil. Ha gerçeklik zaten bu devirde takdir toplamıyor, o ayrı.
Ama işin aslı şu; mutsuzluğun tek çözümü dibine kadar mutsuz olmakta.
Eğer durum kötüyse, enerjin tükendiyse, kalbin ağrıyorsa, ümitlerin kaybolduysa sal kardeşim kendini. Ağla, as suratını, gülme, giyinme, süslenme, bi'şey olmaya çalışma. Mutsuz ol sonuna kadar.
Kendine ihanet etmekten kork, sahtelikten kork kardeşim! Mutsuz olmaktan korkma. Mutluluk da mutsuzluk da sana ait bu hayatta.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.