Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bu pazar konumuz 'alışmak', 'değiştirmek', 'güvenli alanından çıkmak', 'bir de oradan buradan şuradan yakmak' üzerine.
Obsesif bir kişiliğim olduğunu inkâr edemem.
Mesela aynı kafe, aynı masa, aynı garson ve ille de aynı yemeği yemek gibi takıntılarım var.
Mesela günlük yayın akışım şu şekil; sabah aynı saatte uyan, köpekleri gezdir, köpeklere mama ver, spora git, duş al, kahvaltı al, yoldan geçerken aynı kahveciden aynı sevmediğim kahveyi al, gazeteye git, son dakikaya kadar oyalan, kahve üstüne kahve iç, yazını yaz, çık, toplantılara git, eve dön, köpekleri gezdir, köpeklere mama ver vs. vs.
Sabahları omlet öğlen ve akşam ızgara- salatayla geçiyor hep. Yiyecek başka şey olmadığından değil, ben sardığımdan, taktığımdan.
Mesela aynı beş kişiyle görüşüyorum, aynı tarz müzikleri başa sar sar dinliyorum, tatile çıkmak mı? Tabii ki de bildiğim, emin olduğum, alıştığım yere gitmeyi tercih ediyorum.
Yürüyüş rotam da sabit, her gün aynı yoldan eve geliyorum, saçlarım iki modele fikslendi, 15 yıldır kullandığım parfüm aynı.
İyi de şimdi ben bu sıkıcı ve de yoğun akıcı obsesif hayatımı size niçin anlatıyorum? Hazırsanız başlıyorum.
Fark etsek de etmesek de başkalarını rahatsız edecek seviyeye erişmiş olsak da olmasak da çoğumuz aynılığın garantici dünyasına atmış durumdayız. Yediğimiz yiyeceklerden gittiğimiz yerlere, görüştüğümüz insanlardan kıyafet seçimlerimize, seyahatlerimize, günü yaşama biçimimize kadar tekrardayız.
Yaş aldıkça kişinin bildiklerine yapışması olağan bir hareketmiş ama çok güzel bir hareket değilmiş. Geçen gün bir araştırmada okudum. Zihnimizi farklı şekillerde dürtmezsek, güvenli alanımızdan çıkmazsak, hayatımıza farklı tatlar, kanallar, bakış açıları, yerler, zamanlar sokmazsak heyecanımızı, neşemizi, yaşam enerjimizi kaybedermişiz.
Daha da fenası zihnimizin oyuncağı olurmuşuz.
Zaten bu zihin meselesine uyuzum. Sanki kafamda benden başka bi'şey daha varmış gibi. Canavarmış gibi. Şeytanmış, iblismiş gibi, yıkımıma ant içmiş gibi bi'şey bu zihin. Üst benlik, alt benlik frekansına hiç girmiyorum.
Zihninin farkında ol! Zihnini dinle! Zihninin oyununa gelme! Zihnini sustur! Ben bunları pek beceremiyorum vallahi. Bu toplara girdin mi kayışları koparma ihtimalin yüksek.
Ama şu formül çok hoşuma gitti doğrusu; 'Hayatına ilham ve neşe katmak, yaratıcılığını yükseltmek istiyorsan 'değiştireceksin!'
İçtiğin kahveyi, seçtiğin yemeği, yürüdüğün yolları, alıştığın zamanları, görüştüğün insanları, dinlediğin şarkıları...
Ne kadar alışkanlık, o kadar hayatının üstünde toz toprak.
Benden söylemesi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER