Türkiye'nin en iyi haber sitesi

İdeal bir lezzette bulunması gereken beş temel tat vardır: Acı, ekşi, tatlı, tuzlu ve 'dolgunluk' tadı olarak tanımlanabilecek umami. Aynı durum hayat için de geçerli. Önemli olan hangi tadı nasıl tanımladığınız

Bazı okurlar e-posta atıp benden yaz kitabı tavsiyesi istiyorlar.
Başımın üstünde yerleri var. Rol isteyen, yazdıkları senaryoyu okumamı isteyen, hangi üniversiteyi tavsiye ettiğimi soran, iş isteyen, torpil isteyen, köşe yazarı olmak isteyip gazete yönetimine kendisini tavsiye etmemde ısrar eden, borç isteyen okurlarla karşılaştırınca, işim çok daha kolay!
Ayrıca bana göre yazın, plajda bir gölgeli şezlong bulup kitap okumak, sonra da uyuya kalmak, mutluluğun birkaç tanımından biridir!
Malcolm Gladwell tam o şezlonga layık, gözümü kırpmadan önerebileceğim harika bir yazar. Geçmiş yıllarda Mediacat yayınlarından çıkan Çizginin Dışındakiler ve Salyangoz Yayınları'ndan çıkan Kıvılcım Anı, hem esprili, bilgi verici, ilginç, sürükleyici, hem de insana dair çok şaşırtıcı araştırma, hikaye ve deneyler aktarıyor okuyucuya. Köpeğin Gördüğü ise, Gladwell'in New Yorker dergisinde çıkan denemelerinden oluşmuş en son kitabı.
Yazılardan birinde bize hardal ve ketçapın hikayesini anlatmış. 1980'lere kadar, Amerika'da en çok satan hardal, French's adında sarı, beyaz hardal tohumundan imal edilmiş, bol sirkeli ve zerdeçallı bir tür. Siyah hardal tohumundan yapılmış daha koyu renkli ve güçlü Grey Poupon hardalı ise çok az satılıyor. Bir gün Grey Poupon'un şirketi şunu keşfediyor: İki hardalı da denemiş olan bütün tüketiciler Grey Poupon'u tercih ediyorlar ama bunu tatmış olan çok az! Grey Poupon, bu keşiften sonra farklı pazarlama ve reklam taktikleriyle Amerika'daki her tüketiciye kendini denettirmeyi ve tercih edilmeyi, zamanla da, 80'lerin sonuna doğru, alanının lideri olmayı başarıyor!
Türkiye'de ise durumun tam tersi olması, yani siyah hardal tohumundan yapılmış sert hardalın uzun süre 'Delizia' (Ki halk arasında Deli Ziya denir ve miktarı kaçtığında ağzı deli gibi yakan bir hardal için gayet uygun isimdir!) ismiyle tek kabul edilmesi; 80'li yıllarda sarı, daha az acı, ekşi ve tatlının hakim olduğu yumuşak Amerikan hardallarının (French's) piyasaya girip popüler olması, ayrı bir 'Dünya mutfaklarının farklı damak tadları' yazısı konusudur! Her neyse...

EZZETİN SIRRI FARKLI KATMANLAR
Gladwell, bu devrimi ketçap alanında yapmaya çalışan ilginç karakterlerden bahsediyor bize. Ve gıda endüstrisinin deneme/yanılma aşamalarından! Binlerce kişiye her parametre gözetilerek denetilen ketçaplardan, denek gruplarından, tadım uzmanlarından, spagetti sosu araştırmalarının kimlere göre nasıl değiştiğinden... Veya, cam ve tepesinden vurularak akan eski ketçap şişelerinin evdeki 4-5 yaşındaki çocuklar tarafından kullanılamadığı keşfedilip, sıkılabilen yumuşak plastik şişelere geçildiğinde, tüketimin nasıl yüzde 12 arttığından!
Ama bu harikulade makalede benim ilgimi en çok çeken, daha önce de duyduğum ama bu yazıyla hatırladığım bir bilgi: İnsanın tadabildiği beş temel tat var: Acı, ekşi, tatlı, tuzlu ve umami. Umami, mesela tavuk çorbasının, eski peynirlerin, mantarın, pişmiş domatesin ve bence bizim bozanın sahip olduğu 'dolgunluk tadı' olarak tanımlanabilir. Ve insanların bu dolgunluk tadını çok sevdikleri keşfedilip, MSG adlı amino asit tuzunun da bir umami kaynağı olduğu bilindiğinden, yıllardır hazır çorbalara MSG ekleniyor! Umami, bir çorbayı, tuzlu sudan ayıran lezzettir diyorlar.
Bir bebek bile MSG'li çorbayı, MSG'siz aynı çorbaya tercih ediyor!
Belki doymak, gıda alıyor olmak ve dolayısıyla hayatta kalmak dürtülerine dayanan bir lezzettir, aynı şeker gibi.
Bütün gıda üreticileri, ideal bir lezzette bu beş tadın da doyurulması ama birbirinin önüne geçmemesi gerektiğini bilirlermiş.
Dolayısıyla bir noktada Heinz marka ve zaten acı-tuzlu lezzetlerine sahip ketçaba, umami sahibi olabilmesi için taze yerine olgun domatesler, ekşilik olsun diye daha çok sirke ve şeker tadı hissedilsin diye daha çok şeker eklenmiş! Heinz şu an dünyanın en çok satan ketçabı!
Bu beş harika tadı bir arada yapay olarak sunan ve parayı götüren Amerikan gıda üreticilerini tebrik ederim ama, benim bu hikayeden ve tuzlu-tatlı-acı-ekşi-umami birlikteliğinden çıkardığım acizane başka düşüncelerim var.
İyi bir film, iyi bir roman da böyle değil midir? Farklı katmanları, birbirine zıt lezzetleri vardır, acı/ekşi/tatlı/tuzlu, ve hep bir doygunluk-doluluk duygusu verir. Tekrar dönüp seyretmek/okumak istersiniz.
Peki iyi bir hayat? Tuza çalışma hayatı, günlük koşturmalar, zararsız stresler desek? Acıyı hayatın olmazsa olmazı kayıplar, hastalıklar, büyük hayal kırıklıklarıyla anlatsak? Tatlı, kahkahalar, tatiller, arkadaşlar, şarkılar, şezlongta kitap okumalar olsa? Ekşiyi aşk acılarıyla, romantik gözyaşlarıyla, uykusuz gecelerle tarif etsek? Umami de hedefli, dolu dolu, bir derdi, davası olarak yaşamanın lezzetini tarif etse? O hayat da tadından yenmez!
Size gölgede bir şezlongda Malcolm Gladwell kitapları ve beş tatlı bir tatil dilerim!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER