Türkiye'nin en iyi haber sitesi
NUR ÇİNTAY

Didem Şenol rehberliğinde New York-Marmaris

974 tane işaretli palamut denize bırakıldı, bunlardan 16'sıyla tekrar buluşuldu! Türk Deniz Araştırmaları Vakfı'yla Metro'nun birlikte yürüttüğü palamut koruma projesinin seneidevriyesini Beykoz balıkçı barınağında kutladık: Gazete kağıdı üstünde servis edilen Bizans usulü şahane gümüş balığıyla...

26 MAYIS PAZAR

DİDEM ŞENOL REHBERLİĞİNDE NEW YORK-MARMARİS

The New York Times'ta Robyn Eckhardt imzalı bir yazı yayımlandı. İçinde şöyle kelimeler geçiyor: Marmaris. Didem Senol. Lokanta Maya. Gram. Bozburun. Ahmet. Selimiye. Sardunya. Muhammet. Datca. Urla. Yengec. Kaplan Dag Restoran. Tire kofte... Bazıları araları bağlayıp metni kestirebilir; yardımcı olalım. Robyn Eckhardt, İstanbulluların Karaköy'deki Maya ve Tepebaşı'ndaki Gram'ıyla tanıdıkları Didem Şenol'un Aegean Flavours adlı yemek kitabından ilham alarak yollara düşmüş (YKY'den çıkan kitapta Ege pazarlarından toplanmış malzemelerle yaratıcı tarifler yer alır)... Sonra da pek güzel gezmiş: Marmaris'in perşembeleri kurulan pazarına (Ah, pembe domatesler!), Didem'in babası Ahmet Şenol'un Kumlubük'teki alımlı oteli Dionysos'a (Yıllar önce Didem Şenol'un ilk mücverini burada yemiştik!)... Derken Selimiye'deki Sardunya'ya uzanmış (Yerinde olsam, bir Muhammet'ten diğer Muhammet'e savrulur, Söğüt'teki Denizkızı'na da uğrardım). Urla'daki Yengeç, Tire'deki Kaplan şeklinde heyecanına memnuniyet katmış... Yalnız 'karades' değil sevgili Robyn, bizde ona 'karides' denir!
*** id: "Fermantasyon ile uygarlık birbirinden ayrılamaz." John Ciardi'nin sözüne, Tom Standage'ın kitabında rastladım (Altı Bardakta Dünya Tarihi, Merkez Kitaplar).

27 MAYIS PAZARTESİ


GÜL REÇELİYLE ANILAN KADIN: NAZMİYE DEMİREL

Konuşmama kararı alıp bunu hiç bozmamasıyla da, keskin olduğu söylenen zekasını ortaya koymaya zerre tenezzül etmemesiyle de, ojeli uzun tırnaklarıyla da siyasi tarihimizdeki sayılı ilginç kadından... Evlilik yıldönümü pastasının 12 Mart'ta kesilmesi, helvasının 27 Mayıs'ta kavrulmasıyla, siyasetle organik bir bağı var sanki... Ama öbür taraftan da bambaşka bir kadın: Gül reçeliyle hatırlanan bir ev kadını. Yaptığı gül reçelleri dillere destan. Evine gelenleri mutlaka yediriyor, içiriyor, giderken de eline bir kavanoz reçel tutuşturuyor. İster first lady, ister sıradan vatandaş; bir kadının gül reçeliyle anılacak olması ne hoş, ne tatlı...
*** id: Yabani Enkidu'yla Gılgamış'ın öyküsünü bilir misiniz? "Bakıyor / Ve kuşkuyla / İnceliyordu / Ona sundukları / Ekmeği / Çünkü Enkidu bilmiyordu / Ekmekle / Karın doyurmayı / Ve birayla / Susuzluk gidermeyi / Alışmamıştı bunlara / (Bundan dolayı) Yosma / Açtı ağzını / Ve şöyle dedi ona: / Ekmek yemelisin / Enkidu / Çünkü yaşamak için / Gereklidir bu! / Bira iç / Memlekette adettir bu! / Enkidu da / Ekmek yedi / Doyuncaya kadar / Ve bira içti / Yedi büyük bardak! / Rahatladı (böylece) / Ve hoşlandı / Ve (öyle) bir sevinç / Kapladı ki içini / Yüzü / Aydınlandı / Suyla / Yıkadı / Kıllı / Vücudunu / Ve kokulu merhem / Sürününce / Bir adama / Benzedi!" (Gılgamış Destanı: Ölmek İstemeyen Büyük İnsan, Jean Bottero, çev. Orhan Suda, Yapı Kredi Yayınları)

28 MAYIS SALI


EROL AKYAVAŞ RETROSPEKTİFİ ÜSTÜNE BALKON SEFASI

Ne kadar güzel bir kadın... Ne kadar bebekmiş gençken ve ne kadar yerinde mihrap... Ilona Akyavaş'ın hayatı, roman/film gibi: Tasarımcı olmak için ABD'ye giden Macar genç kız, müzede bir resim beğenir... Sonra bir akşam partide bir ressamla tanışır... Aralarında şimşekler çakar... Eserlerini görmek için evine gittiğinde anlar ki, o ressam, o ressam! Ve bir daha ayrılmazlar. Büyük aşk. İşte o ressamın; Türkiye'nin en sevilen, eserleri en yüksek rakamlara giden isimlerinden Erol Akyavaş'ın retrospektifi İstanbul Modern'de açıldı. Sanatçının, daha önce rastlamamış olabileceğiniz işlerini görüp yapıtlarındaki çeşitlilikten etkilenmek için, 25 Ağustos'a kadar yaratın bir fırsat... Tercihen o site gibi cruise gemilerinden birinin yanaşmadığı bir zaman olsun. Ki İstanbul Modern'in restoranının balkonuna çıktığınızda bu şehirde yaşadığınıza şükredin. İster çay-kahve, ister hedef büyütüp külbastı... Rüzgar saçınızı uçursun ve kendinizden âşık bir 16'lık çıkarın...
*** id: "Çabuk, bana bir bardak şarap getirin ki, zihnimi ıslatıp akıllıca bir şeyler söyleyeyim." (Aristophanes)

29 MAYIS ÇARŞAMBA


LEZZET YETMEZ, ÖNCE ŞEKLİYLE ÇAĞIRMASI LAZIM!

10 yıldır Feriköy'de nam salmış Hamov diye bir yer var. 'Hamov' Ermenice 'lezzetli' demekmiş. Burası da dolmalarının, taramasının, topiğinin, Ermeni mezelerinin lezzetiyle övünüyor. Geçen hafta Nişantaşı'nda bir şube açtı. Yekta'nın oradan Süleyman Nazif sokağa girdiğinizde, hemen solda... Büyük hevesle gittik... Temiz pak bir yer yapmışlar, arkada minik bahçesi de var. Fakat ev yapımı börekler ve poğaçalar vaat ettiğinizde... Eğer çoğul konuşuyorsanız birkaç farklı çeşit bulmayı, adınız 'lezzetli' anlamına geliyorsa da damakta bu iddiayı hissetmeyi bekleriz. Bir de o yemeklerin önce bizi görsel olarak çağırmasını bekleriz. Yine mi çok talepkar olduk?
*** id: Son içki reklamları, ölüm ilanları gibi değil mi? İyi metinler; geçirmek istedikleri duygu, geçiyor doğrusu görene... "Reklamlar bitti. Bize müsaade! Adabımızdandır; veda etmez, müsaade isteriz. Çünkü biliriz; biz bir araya geldikçe, dostluğumuz da muhabbetimiz de hep yeni kalır. 500 yıldır olduğu gibi... Hep yeni kal kardeşim."
"7000 YILLIK ANADOLU ŞARABI ilk kez bu kadar suskun, bu kadar sessiz kalacak. Bu toprakların efsane lezzetleri artık konuşamayacak. Üretici artık sesini dünyaya duyuramayacak. Bu toprakların değerlerinden bu toprakların insanları artık haberdar olamayacak. Biz bu topraklarda var olduğumuz sürece tutkumuzla üretmeye ve bu kültürü yaşatmaya devam etmeye kararlıyız. Ama artık Anadolu'nun eşsiz üzümleri; Öküzgözü, Boğazkere, Emir, Narince ve daha nicelerini siz anlatmalısınız. Çünkü Anadolu'nun eşsiz mucizesi ARTIK SİZE EMANET..."

30 MAYIS PERŞEMBE


MACERA FİLMİ GİBİ PALAMUT TAKİBİ

İstanbul Boğazı'ndan ya da Samsun açıklarından bir palamut balığını işaretleyip denize salıyorsunuz. Acaba tekrar buluşma imkanı olacak mı? Olacaksa, nerede? Akçakoca'da mı, Kurucaşile'de mi?.. Uluslararası bir gezgin miymiş yoksa sizin palamut? Belki Yunanistan açıklarından çıkar ya da mesela Byblos'tan? Heyecanlı bir aksiyon gibi takibi... Metro çok faydalı işler yapıyor. Balık türlerinin yok olmamasını da çok önemsiyor. Geçen yıl bu zamanlarda, 5 Haziran Dünya Çevre Günü'nde Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) ile işbirliğine gitmişti. İkilinin bu bir yıl içinde hayata geçirdiği 'Palamutlar Nerede' diye bir projesi var. Ciddi bir sürdürülebilir balıkçılık projesi bu. Amaç, Akdeniz ve Karadeniz ülkeleri arasında göç eden palamut balığının korunması için uluslararası bir yaklaşım geliştirmek. Bu arkadaşın göç yollarını anlamak, ne zaman hangi sularda dolaştığını ortaya çıkarmak... İklim değişikliğinin, kirlenmenin, aşırı avlanmanın palamut stoklarına etkisini görmek...

EN GEZGİN ELEMAN 324 KM YAPMIŞ!
Bu bir yıl içinde toplam 974 tane palamut, İstanbul Boğazı, Rumeli Kavağı, Kilyos, Samsun açıkları ve Çeşme-Sakız Adası'nda markalanıp denize salınmış. Bu palamutlardan 16 tanesi, markalandığı noktalardan değişik uzaklıklarda, balıkçılar tarafından bulunup TÜDAV'a bildirilmiş. 974'te 16 az bir oran gibi görünmesin gözünüze. Ortalama oran, binde 4-5 imiş. Yani süper bir sonuç bu! Samsun açıklarından uğurlanıp 324 km uzaklıkta Bartın-Kurucaşile mevkiinde bulunan palamut, en uzak mesafede yakalanan eleman olmuş. Açık ara hem de. Samsun'dan suya girip Sinop'tan çıkan var, Rumeli Feneri önlerinden denize açılıp Akçakoca-Alaplı arasından çıkan var... Proje üç yıl sürecek ve bu zaman zarfında 4 bin 500 palamut markalanıp denize bırakılacak diye planlanıyor. Dokuz farklı dilde poster ve broşürler hazırlayıp fakültelere, enstitülere, balıkçı barınaklarına dağıtmışlar. Türkçeden başka İngilizce, Bulgarca, Ukraynaca, Gürcüce, Rumence, Rusça, Arapça ve Yunanca. Çünkü seyahatini buralara kadar götürebilir bazı serüvenci palamutlar...

BEYKOZ BALIKÇI BARINAĞINDA BİZANS USULÜ GÜMÜŞ
Bunları, Metro'nun Beykoz balıkçı barınağındaki yaratıcı davetinde öğrendik. İstanbul Balıkhanesi Eski Müdürü Karekin Deveciyan'ın kitabında (Türkiye'de Balık ve Balıkçılık, Aras Yayınları) bir zamanlar Boğaziçi'nde ne çok dalyan olduğunu görürüz. Karaburun dalyanı, Kilyos dalyanı, Uzunya dalyanı... Marmaracık, Öreke, Bağlaraltı dalyanları... Büyük Liman dalyanı, Karataş dalyanı, Mavromolos dalyanı, Sırataş dalyanı... Otuzbirsuyu dalyanı... Tellitabya, Pazarbaşı, Mesarburnu, Bülbül sokağı dalyanları... Barutçubaşı dalyanı ve Kirka dalyanı... Büyükdere, Çayır, Kefeliköy, Kalender, Yeniköy dalyanları... Stenia (İstinye) dalyanı... Bebek dalyanı, Küçük Bebek dalyanı... Salıpazarı dalyanı... Üsküdar (Scutari) dalyanı... Çengelköy, Vaniköy, Kanlıca... Toptaşı ve Karacaburun dalyanları... Beykoz dalyanı... Şu anda Beykoz dahil, sadece üç tane kalmış durumda... Beykoz Balıkçı Barınağı'ndaki davette, gazete kağıdında servis edilen ama Vedat Başaran'ın Nar Lokantası'nın hazırladığı zarif yemeklerden fena halde rol çalan bir şey vardı: Beykozlu balıkçıların hazırladığı Bizans usulü gümüş balığı. Bu kadar basit ve bu kadar şahane olunabilir!
*** id: Racona uygun çay bardağında rakı içmenin keyfi ayrı. Bazı rakı tiryakilerinin vazgeçmediği çay bardağına, Çerkes kadehi de denirmiş. Rakı Ansiklopedisi'nden bir de şunu öğrendim: 'Yaralı kalmak', yeterince içki içememiş olmak, içki keyfi yarım kalmak demekmiş. Yaralı kalmayalım! (id: İçkime dokunma!)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA