YAZARA MAİL GÖNDER İki kilo Yusuf Efendi lütfen!

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Cihan Kıpçak ile Üryan Doğmuş kim? Bağdat Caddesi'nde kafe harici lokanta istemek çok mu? Nerenin çıtır mantısı kayda değer? Mandalinaya ne zaman Yusuf Efendi deniyor?

1 ARALIK PAZAR
BIKTIK KAFE YEMEKLERİNDEN!
Tarafsız olamam, hayatımın geçtiği cadde burası. En bedbaht ergenlik günlerimi Kristal'inde hamburger yiyerek atlattığım cadde. Hâlâ ilk boşlukta yürüyüşe çıktığım, alışveriş için ilk baktığım, buluşma için ilk aklıma gelen, üç gün uğramazsam apaçık özlediğim cadde. O yüzden beni ciddiye almayan, Hıncal Uluç'a kulak versin: "Bu Bağdat Caddesi, inanın dünyayı gezen biri olarak söylüyorum... Dünyanın başka yerinde yok... Dünyada bir Bağdat Caddesi daha yok..." Dünyanın en albenili caddelerinden biri var elimizde. Ve de adım başı bir şeyler atıştırabileceğiniz kafeler... Ama işte mesele burada; caddedeki yeme-içme duraklarının, üçbeş istisna dışında neredeyse tamamı, kafelerden oluşuyor. Salataydı, atıştırmalıktı, makarnaydı, aynı model etti-tavuktu... Kafe mutfağı diye bir şey var ve bir noktada bunaltıyor. Koskoca caddede eli yüzü düzgün bir esnaf lokantası... Modern bir meyhane... Özellikli bir balık restoranı... Kişilikli, menüsünü kişiselleştirmiş bir butik lokanta... Beklemek çok mu?

2 ARALIK PAZARTESİ
ÇITIR MANTIYA, ÇITIR SALATAYA BRAVO
Hakkını teslim etmek gerek; bazı kafelerin mutfağı, ortalamanın üstünde. Big Chefs de onlardan. Bir haftada iki kere: Suadiye şubesi de Ataşehir şubesi de pişman etmedi. Kafelerin hemen hepsinde bir atıştırma tabağı vardır, muhteviyatı az çok bellidir: Yağ çekmiş patates kızartması başroldedir, ona uyduruk sosis refakat eder. Sıkı sıkıya sarılan böreklerin içi daima hamur kalır. Buradaki atıştırma tepsisindeyse mini içli köfte, falafel, etli yaprak sarma, kızarmış lor peyniri, patlıcanlı börek, közlenmiş biber çıktı karşımıza. Her seferinde öyledir diye umalım, salatalarımızın malzeme ahengi de yaprak tazeliği de takdire şayandı. Bir de o yeni çıtır mantı! O yeni çıtır mantı diyorum!

3 ARALIK SALI

36 SAATLİK GERDAN: VEJETARYEN OLAMAM!
GQ dergisi, yılın erkeklerini seçmiş. Kenan İmirzalıoğlu, yakıyor! Bir adama smokin bu kadar mı yakışır; adam değil heykel mübarek! 'Men Of The Year' seçimlerinde, Kenan İmirzalıoğlu dışında beni ilgilendiren bir de ikili oldu: Yılın şefi ödülünü paylaşan Cihan Kıpçak ile Üryan Doğmuş... İkisi de iyi eğitimli yeni nesil şeflerden. Yurtdışı tecrübelerinden sonra yolları Kapadokya'da, Argos in Cappadocia'da kesişiyor. Biri Mikla, biri Mimolett'te çalıştıktan sonra, birlikte La Mouette'in şefliğini yapıyorlar. 'Bir mutfakta iki patron olmaz'ı yıktıkları yer orası. Yaz başında da kendi lokantalarını, Akaretler Sıraevler'deki Gile'yi açıyorlar. Gile, yaş üzüm tanesi, bir de gözbebeği demek. Bu küçük, şık ama sade dükkân; şeflerin özeniyle ve butik şarap çeşitleriyle iki anlamın da hakkını veriyor. Bu toprakların malzemelerini, geleneklerini, lezzetlerini, dünyadaki yeniliklerle, yöntemlerle bir araya getirip yorumluyorlar. İtinayı, inceliği, daha en başta masaya gelen ekmekten, zeytinyağının sunulduğu tabaktan anlıyorsunuz. 41 saat pişmiş kuzu omuz ile 36 saat pişmiş kuzu gerdan yarışır. Gerdan vejetaryenliğe ne kadar uzak olduğumu bir kere daha hissettirdi bana. Gile'de tadım menüsü, ayrıca da söğüş kelle, ördek pastırma, külde ahtapot gibi 'Bir dahaki sefere mutlaka' dedirtenler var. Tatlılardan Mesir Macunu Creme Brule, iyi bir özet: Geleneksele göz kırpmaca, şık sunum, hayret derecesinde lezzet...

4 ARALIK ÇARŞAMBA
GRİBE DEVA DÖRTLÜ
Evet, maalesef açtık grip sezonunu. Bu dörtlü olmadan baş edemeyiz:
1. ÇORBA:
Mercimek, domates, sebze, tarhana filan da olur, yapan varsa Osmanlı'dan kalma kadın tuzluğu, badem, oğmaç, tutmaç... Ama esas hasta çorbası, bol karabiber basılmış tavuk suyuna şehriyedir. Sokakta içilecekse Saray Muhallebicisi bir klasiktir; bu vesileyle Kadir Topbaş'ın başkanlığa devam ediyor olmasından duyduğumuz memnuniyeti de yazalım kenara.
2. ÇAY:
"Çaydan bir gün uzak tutulmak yerine yemekten üç gün uzak durmayı tercih ederim" diye bir Çin atasözü var. Ihlamuru, adaçayını, yeşilini, yaseminini, artık toplamı bini bulan bitki ve meyve çaylarını da katarsak, hastalıkta geçerliliği artan bir söz olmalı!
3. LİMON:
'Olmadı pazarda limon satarım' derecesinde can simidi, kurtarıcı, son çare... Hastalıkta da öyle: Hiçbir şurup geçirmedi mi boğazdaki yanmayı, yarım çay bardağı limon içilir, yutkunmadan önce bir es verilir, hadise çözülür. Yalnız bir sorum olacak: Limon da rokayla aynı kaderi mi paylaşıyor? Şöyle: Çocukken rokalar öyle keskin olurdu ki, yiyemezdik. Şimdiyse çok daha sakin ve az biberliler. Yine çocukken limonlar da o kadar ekşi olurdu ki, içemezdik. Şimdiyse sanki ekşilikleri azalmış. Ne bu? Sadece yıllar içinde değişen damak tadımız mı?
4. ZENCEFİLLİ BAL:
Bu kadar hem yaz hem kış çağrışımlı malzeme az bulunur. Zencefilin yamru yumru tazesi, limonata yoluyla tam da yaz demek. Toz versiyonu ise tam bir kışlık kurabiye aksesuvarı. Ve bala kattığınızda o toz zencefili, bütün pastilleri döver, en azgın öksürüğü def eder.

5 ARALIK PERŞEMBE
EN ÇOK KAÇ YUSUF EFENDİ YENİR?
Mandalinanın kökeni kuzeydoğu Hindistan... 5. yüzyıldan önce Çin'e götürülmüş, kokusuyla büyük sükse yapmış. 1800'lerin başında Çin'den İngiltere'ye, oradan İtalya'ya, derken diğer Akdeniz ülkelerine seyahat etmiş. 1850'lerde İstanbul'a Mısır'dan gelen mandalinaya ne denmiş peki? 'Malta portakalı' makul... Ama 'Yusufçuk' ve 'Yusuf Efendi'ye ne demeli? Rivayet o ki getirenin adıyla anılmış mandalina ve evet, getiren de Yusuf Efendi. İyi de, manavın, kahyanın, evin beyinin Yusuf olduğu zamanlarda nasıl yapıyoruz?

6 ARALIK CUMA
ÜMİT BENAN'LA AKŞAM YEMEĞİ
Arda Turan'la Sinem Kobal bir, Ece Sükan'la Ümit Benan iki. Bunların izdivaç tarihi/yeri belirleyememeleri milletin içine dert oldu. Evleniyorlar mı, ayrılıyorlar mı, bahisler gırla... Son tüyo, çok alakasız bir yerden geldi. Alla Carta diye bir dergi var. Son sayısının girişinde, Fransız politikacı ve gastronom Anthelme Brillat-Savarin'in (1825'te yayımlanmış Tadın Fizyolojisi adında bir kitabı bulunuyor) iyi bir yemek davetine dair sözlerine yer vermiş: "Müşterek bir sohbet için misafirlerin sayısı 12'yi geçmesin. Farklı meslek gruplarından ama benzer damak tadına sahip olsunlar. Öyle bir ortak yönleri bulunsun ki, resmi bir tanıştırma bile gerekmesin. Hiçbiri saat 23'ten önce kalkmaya yeltenmemeli ama gece yarısını geçtiğinde de herkes gitmiş olmalı." Yazının devamı için sayfaları karıştırıyordum ki... Aaa! Ünlü tasarımcı Ümit Benan! Milano'daki Ristorante Solferino'da yemekli bir röportaj yapılmış kendisiyle. Ve bize de haber çıkmış! Zira diyalog şöyle: Ümit Benan: Sipariş verelim mi... Bir deniz levreği... Bir ançüezli carpaccio... Evleniyor olduğumu biliyor muydun? Mülakatı yapan Fabiana Fierotti: Sahi mi?! Ne zaman? Ümit Benan: Daha ne zaman olduğunu bilmiyoruz! Ben burrata ve domatesli paccheri alacağım. (Boru/tüp şeklinde makarna) Yani oluyor mu şimdi bu evlilik? Röportajın yapıldığı, derginin basıldığı tarihin azizliği mi, yoksa asayiş berkemal, ilişki baki mi? Hadi inşallah!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.